İçerik

Yana Yana

Yana Yana

Aslında ikinci KurşunKalem yazımı Antalya’daki yangından kaçan kaplumbağalar üzerine yazmayı planlamıştım. Hallerine ne kadar içimin acıdığını anlatmak istemiştim. Fakat ülkede gündem öyle bir kaynar kazan ki; planlar asla gerçekleşmiyor. Dün akşam patlayan “insanlardan” sonra, gittikçe daha çok, can havli ile kaçan kaplumbağalara benzediğimizi düşünüyorum.

 

Yaklaşık on dört yıldır bir yangın halindeyiz. Her sene ayrı bir kesime sıçrıyor bu yangın. Şiddetle yanan darbeciler, ergenekoncular, şikeciler, kozmik odacılar, devlet sırlarını ifşa eden gazeteciler, bölücü akademisyenler, liste yaz yaz bitmiyor. En yenisi Fetöcüler. İsim gerçekten pek orjinal. Yönetenin keskin kılıcı hiç durmuyor, hergün kesecek yeni ellere ihtiyaç duyuyor. Kısasa kısas yasasına göre kendine biçtiği paya el uzatanlar yada o payın onun hakkı olmadığını iddia edenler sürekli yanıyor, yakılıyor.

 

Tabi bu ülke yabancı değil yangınlara. Hatta baksanız bir çok örneği dolu tarihimizde. Çekilen işgalcilerin 1922’de yaktığı İzmir, Ankara’da 1917’de çoğunluğu kiliselerin yandığı olay ve tabi Madımak. Bir grup aklını kaçırmış insanın insan yaktığı, adına ne desem bilemediğim cehennem arayışı, politik cinnet. Tabi 90’larda terk edilen Doğu’da yakıp yıkılan kentler, köyler de var. Diyeceksiniz ki bugün bundan farklı mı; hayır bence değil. Yıkım, kıyım bu coğrafyanın bir parçası, damarlarına hatta DNA’sına işlemiş.

 

Fakat bugün itibariyle artık bir farklılık var.

 

Bize yıllardır hep siyaset ve medya tarafından hatta zaman zaman sanat ve akademiler tarafından terör ile yaşadığımız, bu ülkenin bir terör tehditi altında olduğu anlatıldı. Bir çeşit Sevr paranoyası. Naçizane yüksek lisasını güvenlik ve terör üzerine yapmış biri olarak, bu durum benim her gün saç baş yolmama sebep oluyor.

 

Terör nedir? Bu cevaplaması oldukça çetrefilli hatta pek de mümkün olmayan bir soru. Bugüne kadar 104 ayrı cevap verilmiş. Bu cevaplar içerisinde kesişen kümeleri oluşturacak tanımlar var ama kimsenin net bir cevabı yok. Neden mi? Sanırım buna biraz politik tarih düşünerek cevap aramak gerek. Neydi bizim modern çağdaki uluslararası sistem yapımız; ulus-devletler. Feodal düzenin yerini alan kendi içinde küçük ama oldukça etkin yönetim yapıları. Milliyetçi akımlarla doğmuş ve yüceltilmiş, kimisi demokratik kimisi aristokratik ya da oligarşik ve daha bir sürü çeşit ama özünde coğrafya, dil ve kültür paylaştığını iddia eden egemen yapılar. Tabi ulus-devlet varlığını bir anlamda değişen ekonomik sistemlere de borçlu. Neyse çok uzatmayayım. İki kutuplu dünya bu ulus-devletler için iyi bir yaşam alanıyken; yıkılan duvar; dehşet bir hızla ilerleyen teknoloji ve ona en hızlı ayak uyduran ekonomi dünyayı kimsenin tahayyül edemediği bir hızda değiştirdi. Ve yavaş yavaş daha çok sesi duyulan görece küçük grupların dünya farkına varmaya başladı. Ulus-devletler bu küçük grupların üzerine basıp çizmişti sınırlarını. Süper güçler ise ezip geçmiş, herşeye hakkı kendilerinde görüyorlardı. Rüştünü ispatlayan kapitalizm ve gittikçe keskinleşen aç gözlülüğü ilk önce bu küçük grupları yakıp tarumar ediyor, aç bırakıyordu. Kahraman bakkal süpermarkete kaçınılmaz olarak yenildiğinde kendine yapacak başka işler aramaya başladı.

 

Terör insanlık tarihi kadar eski olsa da; temelde dört ortak noktası olur teröristlerin ve terör eylemlerinin. Düzensiz örgütlenmelerdir, sivilleri hedef alır, korku yaratmayı amaçlar ve bu yolla var olan sosyal düzeni etkilemeyi hedefler. Bunun içinde farklılıklar elbette var. Asala mesela intikam amaçlı yola çıkmıştır yada sol ekstremist ve düzen karşıtıdır Baader-Meinhof. Veya Afrikayı kasıp kavuran Boko Haram ekstremist muhafazakardır.

 

Fakat tüm benzer örgütler; ulus-devletin askeri yapılanmalar ile gardını aldığı saldırı ya da savaşları verebilecek güçte değildir. Amaç var olan düzeni yıkmak olsa da; darbe ulus-devletlerin beklediği yerden, beklediği şekilde gelmemiştir, gelmeyecektir. Bu tip örgütlenmeler az sayıda insandan oluşsa da; teknik ve hareket kabiliyetleri büyük bir konvansiyonel orduyu beceri yoksunu bırakacak niteliktedir. Birinci dünya savaşındaki, Japon uçaklarını düşünün; füzeleri vurarak etkisiz hale getirebilirsiniz ancak üzerinize gelen bir uçağa ne yapabilirsiniz? Vurup parçalasanız bile molozlar üzerinize düşecektir.

 

Teröre geri dönersek; neden anlaşamıyoruz ne olduğuna? Çünkü politika özünde bir jonglörlük mesleğidir. A ülke olarak silah satıp çuvallarla para kazandığınız, üstelik de sizin için karşı devleti güçsüzleştiren bir grup yapısına terörist demek çıkarlarınıza uygun düşmeyecektir. Onların “özgürlük savaşçısı” olması sizin için daha kolay olacaktır muhtemelen. Fakat B devleti onları terörist örgüt diye niteleyebilir hatta iktidar sert yumruğunu masaya daha sert vurmak için bu örgütü kullanıyor olabilir. Sonuçta güç; her zaman daha çok gücü arzular. Hatta mesela iktidar, içerideki iki örgütü birbirine düşürürken, kendi elde edeceği “daha fazla güç” olasılığı ile ellerini ovuşturuyor olabilir. Yada C devleti bütün bunları uzaktan izleyip, dışında kalırken; diğer devlet vatandaşlarının para ve sorunlarına “güvenli liman” olabilir. 

 

Bütün bunları ahlaksız bulabilirsiniz ama mesele özünde hiçbir zaman ahlak yada adalet olmamıştır. Tüm hesap hergün yeniden değişecek çıkarlar üzerinedir. Ve oyunun tek temel kuralı da budur.

 

Peki dün ne değişti?

 

Yazının başında yangınlardan bahsetmiştim, her köşeye sıçradığından. Şimdiye kadar bu yangınlar arasında mesafeler vardı, taraflar birbirlerinden bağımsız olarak yanıyordu. İktidar kendinden olmayanı yakıyor, yok ediyordu. Üstelik çevresi ile çatışıp, bölgesinde liderlik hayalleri kurarak. Örgütlere telaffuz edilen farklı isimler de buradan geliyordu. Hala muhafazakarlığın ortak payda olduğuna inanılıyordu. Ve kendisine dokunulmayacağına.

 

Bu arada yukarıdaki ulus-devlet açıklamasının üzerinde durmamın sebebi de şuydu; karşınızda ki yapılanmanın bir ortak coğrafyası, dili, dini ve kültürü var. Ve “bizim” ülkemizde son iki sene içerisinde yaptıkları 8 adet saldırı ve katlettikleri 200 ün üzerinde insan var. Yani değişen şudur; artık sen de birileri tarafından “kafir” olarak nitelendiriliyorsun ve saldırı taktiği her ne kadar terör olursa olsun; bu yalnızca “terörist saldırı” denecek şeyi çoktan aşmıştır. Umarım bu yangından kaçan kaplumbağalar bir ders olur. Bazen ellerle yakılan ateşin, eteğe de sıçradığı görülür...

Bir Ağustos Sabahı

Bir Ağustos Sabahı

Liseler...

Liseler...