İçerik

İtibar Nedir?

İtibar Nedir?

Bir ulus devlet kaç defa hata yapma hakkına sahiptir? Uluslararası politikada kaç yanlış, kaç doğruyu götürür?

 

Sanılanın aksine, uluslararası politikada devletler dost, yöneticiler kardeş olmazlar. Yani “kardeşim Esad” da, tabiri caizse yememeniz gereken bir söylemdir. Bir diğer nokta; çıkarlar sabit, düzenli ve daimi değildir. Emin olun değişen çıkarlar ve politikalar da “ahlaksızlık” değildir, işin ahlak kısmı insana mahsustur. Uluslararası politikada her devlet kendinden taraftır ve o günkü çıkarı neyi gözetiyorsa onun peşindedir. Elbette devletler içinde iktidar sahipleri değiştikçe, bu çıkar anlayışı değişebilmekle birlikte; genelde uluslararası politikalar iktidarlardan daha uzun solukludur, öyle de olması gerekir. Yani en basit söylemi ile iktidarların ömrü seçim süreleri ile ölçülürken, dış politikanız her beş senede değiştirebileceğiniz kadar basit değildir. Bizde en bilenen temel söylemi ile “stratejik coğrafi konumunuz” iktidarların can isteği çerçevesinde değiştirebildiğiniz bir şey değildir çünkü. Dolayısıyla dış politikaya bir temel yaklaşımınız muhakkak olur, aynı bir zamanlar bizim “yurtta sulh, cihanda sulh” felsefemiz gibi. Fakat aynı zamanda uluslararası politika yapabilme becerisi bir itibar sorunudur. Bu itibar da çoğunlukla devlet olarak yaratabildiğiniz katma değerden gelir. 

 

 

Bu açıdan, dışarıdan içeriye baktığınızda son on yıldır sürekli ‘iktidarı devirme tehdidi’ ile savaşan bir iktidar ve kendi kurumlarına karşı yürüttüğü devasa yargılamaları görüyorsunuz. Adı ‘Balyoz’, ‘Kumpas’, ‘Ergenekon’, ‘Kozmik Oda’ ya da türlü suikast komploları olsun fark etmez. Yönettiği devletin kurumları içinde çeşitli örgütler olduğunu iddia eden ve bu örgütlerin sürekli kendisini yıkma tehdidi karşısında “mazlum” rolünü oynayan bir iktidardır görülen. Elbette ilk bir kaç hamlesinde kendine inananlar bulsa da, bu durum uzun sürmez, süremez. Sürekli tehdit edildiğini iddia eden bir iktidar, bir süre sonra güçsüz görünmekten kaçamayacaktır. Üstelik dünya artık 1900’lerin dünyası da değil, sosyal medya öyle güçlü bir mecra oldu ki; haberin yayılma hızına yalanların yetişmesi mümkün değil. Tabi en sonunda; bu yıllardır süren koca koca yargılamaların da devlet içine yerleşmiş gizli bir örgüt işi olduğunu ve size karşı darbe yaptığını, kandırıldığınızı falan anlattığınızda artık size ne inanan ne de güvenen kalmayacaktır. Çünkü inatla gözünüz kapalı oynadığınız mazlum rolü sizi artık tamamen itibarsızlaştırmış, güçsüz kılmıştır. Üstelik tüm muhaliflerinizi bu baskıcı ve dikta yöntemi ile elimine etmeye çalıştığınız ortaya çıktıkça, sandığınızın aksine gücünüz değil güçsüzlüğünüz belirginleşecektir. Çünkü artık siz de iktidarı kazanabilmek/elde tutabilmek için entrikalara ihtiyaç duyan bir grup haline dönüşmüşsünüzdür. 

 

Diğer yandan; içeriden dışarıya baktığınızda hep düşmanlarla çevrili olduğunuz, sizi bölme ve yok etme planları ile karşı karşıya olduğunuz önermesi ile birlikte Orta Doğu’da liderlik; Türki cumhuriyetlerle birliktelik, Müslüman dünyası yöneticiliği ve benzeri hayaller anlatılıp duruyor. Dış düşman tehdidi her dönemde prim yapan bir iç politika girdisi olsa da; öncelikle dış politikada efelik yapabilmek için “one minute” dan daha fazla dil bilgisi gereklidir. Yoksa realite, aynı “insani yardım geminizi” ele geçiriveren İsrail askerleri örneğinde gördüğümüz kadar sığ ve başarısız olacaktır. Bir ülke, dış politikada rakipleri arasında nasıl başarılı olur sorusunun cevabı, tarih boyunca hiç bir zaman kabadayılık olarak verilmemiştir. Aynı; politikanın adını “sıfır sorun” koyarak, sıfır sorun mertebesine ulaşamayacağınız gibi. Çünkü dış politika, alışık olduğunuz eğitimsiz kalmasını tercih edip yönlendirdiğiniz kitlelere yapılmaz. Cahil cühela değildir uluslararası arenada yer alan oyun kurucular. Sevr paranoyası da keza yıllarca bu ülkede yutturulabilen bir önerme olmuştur, bir çok iktidar bundan nemalanmışken; ilginçtir gerçek tehditle yüz yüze kalan kurucu kadro bu paranoyayı kullanma ihtiyacı duymamıştır. Elbette onlar sizin aksinize katma değer yaratmakla meşgullerdi. Delinen ambargo paralarını cukkalamak gibi bir ihtiyaçları da yoktu, ne de kendi ceplerini doldurma dertleri. İtibarları da bu nedenle hala sizinkinden daha değerlidir.

 

Son bir yıldır beklediğimiz uluslararası davanın tarihi yaklaştıkça ve gelen anket sonuçları makam koltuklarını salladıkça; iktidarın tutuşan eteğine itibar arama yöntemleri de çeşitleniyor. Elbette ilk işleri ülke tarihinin en sevilen, en yüceltilen, ölümünün üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen hala varlığına en çok ihtiyaç duyulan ve özlemle anılan liderine sığınmak oluyor. Kendi karanlık akıl ve ahlakları sebebi ile kaybetme riski taşıdıkları makamlarını; milli sorun, milli düşman yaratmaya çalışarak yeniden edinebileceklerini umuyorlar. Maalesef yıllardır sürdürülen kalitesiz eğitim politikalarıyla, içeride bu dönüşe inanabilecek; hatta her gün değişen yüzlerini inatla görmeyi reddecek bir topluluğun hatta belki çoğunluğun varlığını ve potansiyelini kabul etmek gerek. Ancak dış politikada ipliğiniz bir kere pazara çıktıysa işte onu düzeltmek çok da mümkün görünmüyor. 

 

Bu noktada en büyük iş ülke muhalefetine ve kuşkusuz aydınlarına düşüyor. Her gün defalarca ve her yeni gün, yeniden anlatmakla yükümlüler. Reza Zarrab davası Türkiye devletine karşı kurulmuş milli bir komplo değildir. Tam tersi asıl komplo; zamanında İran’a uygulanan ambargoyu delerek petrolden gelen paralardan faydalanan, bahşişini cebine atan, dolarları toplayıp çeşitli vergi cennetlerinde sıfırlayan, ayakkabı kutularını dolduran ve bu koca para aklama tiyatrosu ortaya çıktığında sorumluları yargılayamayan (elbette insan kendini nasıl yargılar!) iktidara aittir. Muhalefet hem bunu yüksek sesle anlatma sorumluluğundadır hem de bu ülkenin kötü yönetimlerle zedelenmiş itibarını düzeltmek için katma değer yaratacak projeler üretmekle yükümlüdür. 

 

İşte bu yüzden bu ülke nezdinde bir yanlış sadece üç doğruyu değil iktidarı götürecek kadar güçlüdür. Ve o yanlış yıllar önce yapılmıştır.

Bomba Var!

Bomba Var!

Işık Saçan

Işık Saçan