İçerik

Seçimler: Bölüm Son

Seçimler: Bölüm Son

Artık her türlü resmi itiraz süreleri de tamamlandığı için, yerel seçimlere yönelik son analizimi yazmayı borç biliyorum. 


Öncelikle bu harika sonuç için sahada canla başla, gecesini gündüzüne katarak çalışan ve başarıyı ilmek ilmek ören herkese teşekkür ederim. Vicdanıyla oy verenler kadar, sahada o oyları tek tek koruyanlar da bu zaferin mimarıdır. Emeklerine sağlık. Akılda ve adalette birleşince, her şey gerçekten güzel olma potansiyeli taşıyor. 

23 Haziran üzerine yazmak istediğim iki temel açı var, kazananlar ve kaybedenler. Zaten onlar çok belli diyorsanız içinizden buyurun bir de böyle bakın bakalım.

Genel kanının aksine bence bu seçimin bir çok kaybedeni var. En büyük kaybedenlerden biri “ne oldu bilmiyoruz ama kesin bir şeyler oldu” diye çıkıp defalarca konuşabilecek kadar kibirli parti yöneticisidir örneğin. Oyları çaldılar diye kocaman bir suçlama atıp; kimin nerede nasıl çaldığını açıklayamayacak kadar hukuktan ve devlet basiretinden uzak, sırf adının önünde  “yönetici” sıfatı bulunuyor diye kendisinde yönetme becerisi var sananlardır. Ya da siyasetten sırf “emret başkanım” dediği için pay kapabilen takım elbiseliler ordusudur kaybedenler. 

En büyük kaybedenlerden bir diğeri, emredersiniz düsturunu saniye saniye takip eden medya büyükleridir. Sadece büyüklerle sınırlamayalım elbette, -mış gibi yapan gazeteciler, haberciler, sunucular, siyaset bilimciler, tartışmadan tartışmaya koşan gündem belirleyiciler, koca koca profesörlük makamına oturmuş akademiciler! Liste uzayıp gider ama toplumun haber alma özgürlüğünün önüne set çeken gerek direkt sansürle, gerek oto-sansürle, bilgi manipüle edenler de en büyük kaybedenlerdendir kanımca. Örneğin seçim sonucuyla beraber büyük bir hızla taraf değiştirenler de bu seçimin kaybedenidir. Çünkü artık öyle kolay değil bugüne kadar durduğun, paydaşı olduğun ya da nemalandığın tarafı saklamak. Apır sapır dökülüveriyor gerçekler, sosyal medya sağolsun. 

Bir de “boşver bırak yaaa bu düzen değişmez” diye düşünerek, parmağını dahi kıpırdatmayıp, oturduğu yerden şikayet edenler kaybetmiştir. Çünkü bu başarıda onların zerre kadar emeği yok ve bunu her gün hissederek hayatlarına devam etmek zorundalar. 

Ve elbette iktidar partisi ve onun adayıdır kaybeden. 

Siyasette “post-truth” dediğimiz bir kavram var, gerçeklikle ilişkisini yitirmek manasında kullanılıyor çoğunlukla. İktidarın bugün geldiği noktayı çok net açıklıyor bana sorarsanız. Fildişi kulelerde yaşayıp, çevrenizi hizmetkarlar ile donatınca ve bir de artık o kulenin penceresinden aşağıya atacak paranız kalmayınca, gerçek işte böyle yapışıveriyor insanın yakasına. Dört Milyon Yedi Yüz Kırk İki Bin Seksen İki defa !

Kazananlara gelirsek, “Her şey çok güzel olacak” sloganını bulan çocuktur en çok kazananlardan biri. Bu kadar insana aynı anda umut verebilmek, bir fark yarattığını hissedebilmek herkese yar olmaz. Teşekkür ederiz çocuk! On yedi yıldır ülkede dönen dehşet verici işleri görüp anlayan, boğazında bir düğümle yaşayıp yine de ülkeyi terk etmeyenler kazanmıştır. Düzenin paydaşı olmayıp, her seferinde tüm zorluklara karşı sesini çıkarmaktan korkmayanlar kazanmıştır. Rüşvet almayan, rüşvet vermeyen, haksız kazanç peşinde koşmayanlar kazanmıştır. Başarının sadece çok çalışarak geleceğine inanıp, çalışmaktan gocunmayanlar kazanmıştır. Kadınlar kazanmıştır, kadınların fark yaratacağına inanan erkekler de elbette. Canan Kaftancıoğlu’dur örneğin kazanan İmamoğlu ile birlikte. Kılıçdaroğlu, Akşener, Karamollaoğlu ve elbette Demirtaş’tır kazanan. Ama en çok sonunda bütün bu tarafları bir araya gelmek zorunda bırakan toplumsal bilinç kazanmıştır. 


Tüm sevincimize, coşkumuza hatta rahatlamamıza rağmen unutmayalım, kazanmak işin en kolay kısmıydı. Asıl bundan sonra gelecek en büyük zorluk. Kaynakları kişiler, kurumlar ve cemaatler uğruna tüketilmiş, rant adına şehircilik düzenleri mahvedilmiş, doğal kaynakları kirletilmiş, çevresi ve yeşili yol bahane edilerek büyük ihaleler ile talan edilmiş şehirler ve büyük şehirlerdir kazananların karşılaştığı tablo. Sorunları çözebilmek ne kolay ne de hızlı olacak hatta belki her zaman mümkün de olmayacak. Ama unutmayalım ki asıl iş şimdi başlıyor. Her şey çok güzel olacaksa, asıl bundan sonra yapılacak işlerle olacak ve bu hiç mi hiç kolay olmayacak…


SUÇTUR!

SUÇTUR!