İçerik

Seçimler: Bölüm II - YSⓀ

Seçimler: Bölüm II - YSⓀ

Bu yazıyı yazmak için ben de herkes gibi 1 Nisandan bu yana kesin sonuçların açıklanmasını diken üstünde bekliyordum. Sonunda iktidar hem de ikinci defa, kaybettiği herhangi bir seçimin sonuçlarını kabul etmeyeceğini çok açık bir biçimde ortaya koydu. Biz bu oyunu 7 Haziran seçimlerinden de tanıyoruz. Hatırlarsınız o zaman da koalisyon kuramıyoruz, ülkenin güvenliği tehlikede vs diyerek seçimleri tekrarlatmışlardı. Bu yüzden olsa gerek, YSⓀ üzerinden böyle bir hamle yapılmasına çok kızdık ama şaşırmadık. 

Bugüne kadar seçim ve sandık güvenliği eğitimleri verirken hep şunu anlatıyorduk, YSⓀ’nın kurduğu sistem güvenilirdir çünkü seçimlere katılan bütün partiler sürecin yürütülmesinde eşit sorumluluk sahibidir. Ki İmamoğlu’nun bu seçimlerdeki başarısının bir kısmını da bu süreci layığıyla yürüten sandık görevlilerinin ortaya koyduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Tüm ıslak imzalı tutanaklara sahip olup, hızlıca sonuç hesabı yapabilmek, atı alanın “gerçek olmayan 3000 oy farkla” Üsküdar’ı geçebilmesine engel olmuştur. Eğitimlerde hataların, yanlışlıkların hatta hırsızlıkların sistem değil insan kaynaklı olduğunu söylüyorduk. Fakat 6 Mayıs seçim yenileme kararı gösteriyor ki bizim hatamız da büyük resmi gözden kaçırmak oldu. YSⓀ’yı yönetenlerin de “insan” olduğunu unutup, içtihatlar yerine göbeklerinden bağlı oldukları iktidarın isteklerini dikkate almayacaklarını umut etmiştik. Haksız çıktık ve Türkiye’de bir kurum daha yerle bir oldu. Devletin bekası değil iktidarın bekasının asıl hesap olduğuna hep beraber şahit olduk. Bu yüzden K yerine Ⓚ şeklinde değiştirdiğim harfi de bir kurumun boynundaki ilmek olarak görün lütfen. 

Siyaset bize her ne kadar kişiler üzerinden yürütülen bir mecra gibi görünse de, aslında siyaset ve dolayısıyla devlet, kurumlar üzerinde ayakta durur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gibi manasız ve mesnetsiz bir sistem ortaya atıldığında da bu yüzden karşı çıkmıştık, çünkü devlet dediğimiz yapı ancak belirli bir temellendirme sistemi üzerinde ayakta durabilir. Meclisi işlevsiz kılarak bu yapıyı zaten derinden zedeleyen iktidar şimdi de seçimlerin yürütücüsü yani demokratik sisteminin uygulayıcısı YSⓀ’yı geri dönülmez bir biçimde yaralayarak, aslında devletin temel yapı taşlarını kırdı. İnsan üzülmeden yapamıyor zaten uluslararası rüzgarlarla sarsılan bir haldeydik, şimdi de içeriden telafisi çok zor bir darbe yiyoruz. 

Ve lütfen kimse unutmasın bugün iktidarın bekası için değiştirilen her şey, yarın aynı iktidarın yöneticilerinin başına da bela olur çünkü adalet ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. Hiç kimse!

Peki bu durumda bize ne yapmak düşüyor?

Cevabı oldukça zor bir soru bu ve inanın ben de doğru strateji ne tarafta hiç kestiremiyorum. Seçimleri kaybettiği anda yenileten bir iktidarın çizdiği oyun kuralları çerçevesinde oyuna güvenip yeniden seçime gitmek ne kadar doğru bilmiyorum. Boykot etmek doğru bir yöntem mi ondan da hiç emin değilim ama bildiğim bir tek şey var o da artık oyunun kurallarına kesinlikle güvenemeyeceğimiz. “Seçimlerde bir şeyler oldu, ne oldu bilmiyoruz ama kesin bir şeyler oldu" diyebilecek zeka kapasitesinde insanların diyarında yaşadığımızdan olsa gerek, önümüzdeki 45 günün çok zor ve çok belden aşağı hoyratlıklara gebe olduğu açık. 

Ancak elbette umut verici olaylar da yaşanıyor. Örneğin bu gündem yoğunluğunda kaç kişinin dikkatini çekti bilmiyorum, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı, İmamoğlu’nu mazbatası elinden alınmadan önceki gün makamında ziyaret etti. Benzeri şekilde seçimin yenileneceği haberi duyulduğunda, uçak biletlerinde iptal, iade ve değişim yapacağını duyuran ilk kurumlardan biri Pegasus idi yani bir Sabancı girişimi. Hemen ardından Tüsiad da bu yenilemeyi kaygı verici bulduğunu açıklamıştı. İş dünyasının önde gelenlerinin bu tepkileri bize artık ortamın değiştiğini ve parasal çevrelerin desteğinin iktidardan uzaklaştığını gösteren ilk ibareler. Eh İmamoğlu’nun da bu ortayı alıp, iş insanları da artık konuşacak diyerek gol atması hepimize iyi geldi. Üstüne sanatçılara açtığı yol ile sonunda hepimizin korku ve baskı ile kısılan sesleri yeniden duyabileceği bir ortam yarattı da bir nebze rahat nefes alabildik. Tabi İstanbul sokaklarında inleyen tencere tava sesleri de gecenin ayrı bir güzelliğiydi, ancak ben yine de benzetme yapmadan geçemedim. İlk tencere tava protestosunu nerede duymuştuk hatırlar mısınız? Susurluk kazasından hemen sonraydı ve talep yine temiz siyasetti!

Ne yazık bu ülkenin çektikleri bir türlü bitmiyor ama benim de inancım tam. Öyle ya da böyle her şey çok güzel olacak! Fakat yine de son olarak dikkat çekmeden geçemeyeceğim iki konu var, bütün bu gürültü içinde gözden kaçırmanın çok kolay ama bir o kadar da riskli olduğunu düşündüğümden. Örneğin daha bugün Güney Kıbrıs ile karasuları üzerinden Hidrokarbon arama sebebiyle abes bir gerginlik yaratıldı. Ne kadar manidar değil mi! Aynı şekilde hem Avrupa Birliği’nden hem de çeşitli avrupa ülkeleri liderlerinden Türkiye’de ortaya konan seçim kararlarının ne kadar tehlikeli olduğu gündeme getirilirken, Amerikan yetkililerinden neredeyse hiç bir tepki gelmedi, bir tek Dışişleri sözcüsü yuvarlak bir cümle ile adil seçimler önemlidir diyerek geçiştirdi. Yani görünen o ki İstanbul seçimleri gerçekten de iktidarın beka meselesine dönüşmüş durumda ve arka planda bir çok pazarlık dönüyor. Tüm kaygı verici olasılıklara rağmen kişisel olarak bir sonun arifesine geldiğimiz inancındayım ama düşünmeden edemiyorum, giderken bize ne bedeller ödetecek, ne zararlar verecekler…

Son olarak gelelim bize ne yapmak düşüyor sorusunun bir diğer cevabına. 

Efendim siz de inanın güzel günler gelecek ama bu sefer öyle oturduğunuz yerden inanmayın bir zahmet! Gözlerinizi dört açın, provakasyonlara, yalan haberlere, göreceğimiz binbir çeşit manipülasyona aldanmadan bu kırk beş günü aktif ve sahada elinizi taşın altına koyarak değerlendirin. Ayrıca sadece oy vermek de yetmez, gidin ister partiler ile ister sivil toplum kuruluşları ile oyunuza da, sayımına da, geleceğimize de bir zahmet sahip çıkın!

Her şey güzel olacak!

Seçimler: Bölüm III

Seçimler: Bölüm III

Kral Çıplak!

Kral Çıplak!