İçerik

Referandum Notları

Referandum Notları

*Bu yazı; “üstüme düşeni yaptım, oyumu kullandım hayır dedim, şimdi de güzel havanın tadını çıkarmaya gidiyorum” diyenlere ithaf edilmiştir.

 

 

Hepimiz bir umut haftalardır koşturuyoruz belki bu ülkenin hoşnut olmadığımız gidişatında bir şeye dur diyebiliriz diye. Hem de OHAL tehditi altında. En sevmediğim laflardan biri olan “hayırlısı olsun”u bile bu yüzden kabul edip, dilime pelesenk ettim. Sevmediğim bir şeye dönüştüğümü bile bile. Neyse bu hiç önemli değil. Ama önemli olan çok şey var.

 

Herkes şu an Yüksek Seçim Kurulu’na saldırıyor, usülsüzlük suçlamasında bulunuyor. Peki çok açıkça soruyorum kaçınız YSK’nın çalışma düzenini, kanununu veya sistemini biliyor? Cevap içler acısı ben söyleyeyim. En bilgilinin verdiği cevap; “Ben yıllardır sandıkta çalışırım hep böyle yaptık” oluyor. Mesela kazan kaldırdık geçen seçimde; boş evraklara imza atılıyor diye, kaçınızın haberi var? Bunun cevabı da içler acısı eminim. İşin en üzücü yanı, koca koca eğitimli insanların sırf akşama işleri kolaylaşsın diye tamam demesi. Üstelik kazanacağı en fazla süre bir dakika iken. Boş kağıda imza atılır mı diye çıkışınca, boş boş bakıyorlar suratıma. Zannedersiniz başka dilde konuşuyorum. Arkadaşım boş kağıda imza atılır mı, sen bunu günlük hayatında yapar mısın? Neyse sinirlenmeden... Yönlendirilmeye ne kadar açıksın sen, anlıyor musun bunu; sistem değil yeterince eğitim almadan bilgisizce gözü kara giden sen!

 

Yüksek Seçim Kurulu bu ülkede üretilmiş başarılı sistemlerden biridir efendim çünkü işin yürütülmesini tabiri caizse ev sahibi siyasi partilere yükler. Sahada işi siyasi partililer yürütür. Sandık başkanı da, memuru da; üyeleri de siyasi partilerden seçilmiş kişilerdir. YSK sahada bir nevi kriz masası olarak çalışır, sorun çözer, müdahale eder, yönlendirir ve en önemlisi yönetir. 

 

Gelelim mühürsüz zarflar meselesine. Evet bu yeni değildir, ilk de değildir. Daha önce çoklarca kere yaşanmıştır. Ancak bu hata sahanın, yani sandık kurullarının hatasıdır. Biz de 1 Kasım 2016 seçimlerinde yaşadık. Hatta yaklaşık bir saat hata yapılan sandıktaki oy verme işlemini bile durdurduk, her partili tarafın ve de oyunu kullanmış seçmenin içine sinen bir çözüm bulana kadar. Kurul defterine şu saate kadar kurulun “sehven” işlem yaptığını ancak bu hatanın seçmen iradesini yansıtmaya bir engel teşkil etmemesi sebebi ile kurul kararıyla oyların geçerli sayılmasını ve o andan itibaren hatanın düzeltilerek oy verme işlemine devam edilmesi yönünde karar aldırdık. Peki bu kanunsuz muydu ya da üçkağıt mı yapılmıştı? Hayır. Sorun ne iş yapacağını bile bilmeden sahaya üç kuruş para kazanmak için gelen, asla ve asla yaptığı işin ağır sorumluluğunun ayırdında olmayan vatandaşlardı. Kim fark etti de düzeltti diye sorarsanız, gururla söylerim ki bir oy ve ötesi müşahiti. Bu kısma az sonra tekrar döneceğim ama öncelikle bu ve benzeri hataların kurullarda yapıldığını ve bunun çok kere yaşandığının altını çizmeden geçmek istemiyorum. Bu kurulların eğitimi bu durumda çok önemli, peki bunu kim üstleniyor? Başkan ve memur YSK’dan eğitim alırken, kurul üyeleri ve müşahitler bağlı oldukları siyasi partilerden eğitim alıyor. Eğitimin içerik kalitesi ve verilme usulleri ise partilerce kendi teşkilatları tarafından belirleniyor. 

 

Gelelim YSK kararına, hatalı mı, manipülasyon mu? Elbette ama neden biliyor musun? Sandıklar açıldıktan ve sayma işlemleri başladıktan sonra geldiği için!! Doğuda saat 16.00 itibari ile biten oy verme işleminden sonra geldiği için! Ha, de ki gün içinde böyle bir karar gelse yine problemli olmaz mıydı? Kesinlikle olurdu! Ama sahada çalışan sonuçta insan ve insan hatası bu işin kaçınılmaz bir parçası. Maalesef. Ama o zaman bile tüm tarafların farkında olarak ürettiği bir çözüm bulunabilirdi; her saha görevlisinin hatanın hangi sandıkta, ne biçimde ve nasıl bir duruma sebep olduğunu bilerek. Dolayısıyla bu son dakika gelen karar evet şaibelidir. Sonuçlara gölge düşürmüştür. Ama çuvaldızı kendimize batıralım.

 

Neden gün içinde mühürsüz zarf vardı da bunun için işlem yapmadın, müdahale etmedin hatta bunun farkına varmadın ey görevli!!!!! Sen sabahtan işini yapman gerektiği gibi yapsaydın sahada mühürsüz zarf olur muydu!!!

 

İşin en üzücü yanı, iktidar muhalefeti muhalefetin kendini tanıdığından daha iyi tanıyor. Yumuşak karınlarını çok iyi biliyor. Sahadaki bilgisizliklerini ve sorumsuzluklarını çok net görüyor ve canının istediği gibi manipüle edebiliyor. Burada şaibeye yol açan, izin veren bilgisizliktir!!!! Sırf son 4 senede 4 seçim deneyimi atlattık hala işi doğru yapmayı öğrenemiyoruz çok yazık! 

 

Bir çuvaldızı daha kendimize batıralım. Oy ve Ötesi sahada olmalıydı. Bu kadar basit ve üzücü. Neden sahada olmadıklarını anlıyor ve anladığıma daha da çok üzülüyorum...

 

Peki şimdi? Bitti mi yani?

 

Asıl şimdi hayır! Bu referandum kılıçların ne kadar keskinleştiğini çok net ortaya koyuyor. Kutuplaşmanın doruklarına çıkmışız. Kimlerin neleri yapmayı göze aldığını gösteriyor.  Benim, benim, hepsi benim, herşeyi ben isterim diyen tarafa karşı, çok çeşitli kesimlerden oluşan ama ne istemediği konusunda aynı fikirde olan yüzde 48,79. Hiç de az değil. Üstelik en önemli liderleri, gazetecileri, aydınları hapishanelerdeyken; dışarıdaki herkesin gözü korkutulmuş ve sindirilmişken. Evet’i tüm gücüyle Devlet, Hayır’ı sıradan vatandaş savunmuşken. Adil bir sürecin esamesi bile okunmazken. Arada yaklaşık 900.000 kadar oy farkı var. Asla aşılamayacak bir fark değil. İşte şimdi bu farkın peşinde koşmak düşer her birimize, havanın tadını çıkarmaktan ziyade. Bir daha seçim yapılır mı bilemem, bir daha fikrimi sormaya cesaretleri yeter mi bilmiyorum ama ben bugün dinlenip yaralarımı sarıp yarın yeniden çalışmaya başlamak gerektiğine inanıyorum, taa ki kazandığımız güne kadar.

 

Yazıyı bitirmeden eklemek istediğim bir kaç şey daha var bu sonuçların bana gösterdiği. Öncelikle referandum önce konuştuğum “bilemiyorum Kürtlerin oyları ne olur son dakika değişir mi” diye dert yanan çoktu. Bu söylem hala tüylerimi diken diken ediyor, onların Doğu’da yaşadığı zulme göz yuman bizlerken, nasıl oluyor da biz onları sorguluyoruz bilemiyorum, anlayamıyorum. Seçmece milletvekillerinin dokunulmazlıkları kanuna aykırı şekilde kaldırılırken ve biz bunu onaylarken onlar da bize güvenememişti, haksız da çıkmadılar ne yazık ki. Fakat aldığımız bu %49; ağırlıklı olarak Kürt oylarının eseridir unutmayalım! Üstelik silahlar ve kayyumlar altında oy kullanmak zorunda kaldıkları halde.. Ve lütfen; bu ülkenin solu, entellektüelleri ya da her kim iseniz çok rica ediyorum görmezden gelme üzerine değil bir uzlaşma yaratmak üzerinde mesai harcayalım!

 

Diğer bir nokta büyükşehirlerde Hayır cephesinin kazandığıdır ve bu haziran seçimleri ile birlikte attığımız ikinci goldür. Demek ki birşeyler değişiyor. Üzerine daha çok düşünmemiz ve daha çok çalışmamız lazım.

 

Avrupa’dan gelen oyları büyük bir kızgınlıkla izledim. Neredeyse aradaki fark kadar yurtdışından gelen oylar. Amerika hariç yüksek oranlarda evet gelmiş. Sizlerle ilgilenmeyi hak ettiklerinizi söylemeyi orantısız zekaya bırakıyorum, keza müthiş şeyler geliyor. Ama bir de gelen katılım oranları var yaklaşık %40’larda. Neyse ya, onları da orantısız zekaya bırakayım en iyisi. Yoksa gelip siz burada asrın liderinizle yaşayın diyeceğim, bana yazık yani daha da yazık olur öyle...

 

Son olarak sevgili şehrim, İzmir’im. Utanç içindeyim %68 mi yakışırdı sana! Gerçi özel olarak tehdit altındasın onu da biliyorum. Ama gözümden de kaçmıyor, sinyal veriyorsun!! Artık bana karşı yapılan hataları daha fazla kaldıramayacağım diyorsun, emin ol duyuyorum.

 

Son demiştim ama yazmadan geçemeyeceğim kusura bakmayın. Son sözüm sosyal medya üfürükçüsü, totosu ağır, iş yapmaya gelince kılını kıpırdatmayan, aman bu CeHaPe’den de bir şey olmaz, kalksın biri istifa etsin, bu milletten adam olmazcı, aman sayacaksın da ne olacakçı, güzel havada mangal peşinde, sözüm ona muhalif klavyeşörlere gelsin. SANA ÇOK KIZGINIM. KALK ARTIK YANIYOR OTURDUĞUN KOLTUĞUN!!!

 

Yggdrasil

Yggdrasil

Bir İki Üç...TIP

Bir İki Üç...TIP