İçerik

Parti Rozetleri, Muhalefetin Süperligi ve İzban

Parti Rozetleri, Muhalefetin Süperligi ve İzban

Bazı yazıları yazmak insanın eline çok zor geliyor. Bazen aklınızda dönüp duran düşüncelerin; hani derler ya söyleyecek iyi bir şeyin yoksa, konuşma diye, bu açıdan hangi kategoriye girdiğine emin olamıyorsunuz. Ancak bir tarafınız bağırıp duruyor, o kelimeler o sayfaya dökülecekler! 

Efendim bu yazıyla da salı gününden beri kavga ediyoruz. Ben yılın ilk çarşamba yazısının bir nebze de olsa iyi, umutlu düşünmek üzerine kurulu olması gerektiğine inanırken, kelimeler beni inatla bırakmıyor. Bizi yazacaksın başka yolu yok diye kafamın içinde dövüşüp duruyorlar. Çarşamba yazılarına bir haftalığına ara vermeye bile razı olmuşken, onlar beni bırakmıyorlar bir türlü. Bu yazıyı da o yüzden bugün yazıyorum.

Sıkıntım, İstanbul’a belediye başkanı seçilirsem ilk işim parti rozetimi çıkarmak olacak diyebilen siyasetçi ile başlıyor. 

Bıktım, tek kelime ile bıktım sevgili okuyucu, bu çapsız siyasi arenadan. Neymiş parti rozetini çıkaracakmış. Herkesin başkanı olacakmış! Sevsinler. 

Bu ülkenin anayasasında belirli koltuklara özgüdür tarafsız olmak. Cumhurbaşkanlığı bunlardan en değerlisi iken, onu zaten hallettiler. Eh şimdi Meclis Başkanlığının tarafsızlık onurunu da yok etmişken sizin muhalefet yaptıklarınız(!); siz hala çıkıp parti rozetini çıkarmaktan bahsedebiliyorsunuz. İnsan biraz utanır!

Derin bir nefes alarak devam edeyim. Bir dönem hepimiz çok eğlenmiştik, Bilal’e anlatır gibi anlatma kavramı ile. Bugün gülümseyemiyorum bile. Ne çok Bilal varmış bizim ülkemizde efendim. En acıklısı da toplumun muhalif kesimini temsil etmeye aday olan Bilal’ler.

Efendim izninizle, bir defa daha siyaset bilimi perspektifinden anlatayım dilim döndüğünce. Ha bu arada unutanlarınız hatta hiç bilmeyenleriniz varsa arada; sosyal bilimler dediğimiz bilim dünyasının, bir parçasıdır siyaset bilimi. Yani sadece ben çıkayım aday olayım zaten iş hayatında da çok başarılı biriyim diyerek, olmaz siyaset. Televizyondan haber izleyerek de olmaz siyaset. Ya da olursa da işte ancak bu kadar olur! Siyasetin bir bilim dalı olduğu unutulursa, hiç birimiz gelecekten umutlu falan olamayız.

Öncelikle yerelde yöneticilik ile ulusal yöneticilik her ne kadar benzeşseler de birbirinden farklı şeylerdir. Örneğin yerel yöneticinin bir şehircilik, tarih ve gelecek anlayışı olmalıdır her şeyden önce. Çünkü şehirlerin yani insanların kalabalık olarak yaşamayı tercih ettiği yerlerin, özellikle büyük ve göç alan şehirler için söylemek gerekirse, daimi altyapı sorunları olur. Örneğin bir şehrin nüfusu her geçen gün artıyorsa ya da şehir politikası nüfusu arttırmak üzerine kurgulanmışsa, beraberinde gelen altyapı; yani barınma, ulaşım, gıda, şebeke hizmetleri, iş yaratma potansiyeli ve kirlilik yerel yöneticiyi en çok ilgilendiren konu başlıklarıdır. 

Siyasetçinin tarafı olduğu siyasi görüş ise bu temel sorunlara ürettiği çözüm önerileri noktasından farklılaşır. Mesela inşaat sektörünü (rantı) geliştirerek şehrin büyümesini hedefleyen siyasi anlayış ile, üretim ya da turizm sektörüne destek vererek büyümeyi hedef alan siyasi görüşler aynı değildir. Dolayısıyla yerelde siyaset kaçınılmaz olarak sorunlara ürettiği çözüm biçimleri üzerinden yapılır. Yani siyasi parti rozetini çıkararak herkesin başkanı olunmaz! 

Burada söylenmek istenen eğer herkese eşit hizmet etmek ise; onu da siyasi görüşleriniz altında tanıtırsınız zaten. Çünkü benden olmayana, aynı görüşü/partiyi paylaşmayana Büyükşehir’den bütçe vermem, yönetimi zindan ederim duruşu da bir siyasi görüşün beraberinde getirdiği çapsızlıktan başka bir şey değildir. 

Siz eğer ki bir yönetici adayı olarak bu kayırmacılık haline karşı iseniz, rozetinizi çıkarmak değil yerel parti politikaları vaadlerinize bunu yazarsınız hem seçmenler yazılı bir söz görmüş olur hem de gerektiğinde ortaya koyacak kanıtlı bir belgeniz olur. Yani her geçen gün iktidara benzemeye çalışarak olmaz muhalefet! 

Kutuplaşma ve süregiden ayrımcılık siyaseti ise karşı durmak istediğiniz, bunu da bir siyasi görüş altında yaparsınız. Siyasetsiz görüş gibi manasız bir söylem ortaya atarak değil!

Gelelim ikinci sıkıntıma; her zaman ki gibi İzmir! 

Muhalefetin süper liginde dönenleri görüyor musunuz? Şehirden yükselen Tunç Soyer isteklerinin önüne engel çekenleri görüyor musunuz? Nasıl olsa biz bu şehri alırız gözüyle bakılan, o yüzden de elinden gelen kötülüğü ardına koymayanları görüyor musunuz?

Efendim bir büyük şehrin adayı, merkez parti yöneticilerinin kişisel koltuk savaşlarına dahil ediliyorsa, o şehir öyle ya da böyle bir gün kaybedilir! 

İzmir artık kendine gerçekten hizmet edecek adayı istiyor. Kaç seçimdir şehrin asıl sahiplerinin sesini kulak arkası edenler hala aynı derde düşmüş vaziyetteler. Siz unutmuş olabilirsiniz ama bu şehirden bir Priştina geçti. Biz iyi yönetilmenin ne demek olduğunu hala hatırlıyoruz. Ranta yenik düşmeden şehrin korunması için ne, nasıl yapılır bir kere gördük. Şimdi önümüze koymaya çalıştığınız tek adam suretlerinden türetme isimlere emin olun karnımız tok! 

İzban grevini bahane edip, saldırı altında olduğunu iddia edenlere de öyle! 

Siz ana muhalefet partisi değil misiniz, %40 devalüasyon oldu, paramız pul oldu, enflasyon aldı başını yürüdü diye bas bas bağıran. Eee şimdi ne oluyor da işçinin hakkını vermeye gelince şirketlerden yana tavır alıp o %40 rakamını unutuyorsunuz? İktidarın yutturmaya çalıştığı oranları kendi işçinize reva görüyorsunuz? Siz değil misiniz gerçek rakamların konuşulmasını isteyen, o zaman neden ilk önce siz başlamıyorsunuz o gerçek rakamları konuşmaya? Grevde olan işçinin hangi görüşten olduğu sizi neden bağlıyor? Size ne hangi siyasi tarafı tercih ettiği; geçim sıkıntısının dili ortak değil mi? Buyurun örnek olun tüm Türkiye’ye becerebiliyorsanız! Bizim şehrimizde anayasal hak olan grev uygulanır da, hak ettiğini alır da deyiverin hadi! Bu şehrin farkı da buradan gelir deyiverin hadi!

Bu arada basına yansıtıldığı gibi grevde sadece maaşlara zam isteğinin olmadığını, örneğin Ankara’da yaşanan tren kazasının da temel sebebi olan sinyalizasyon sorunlarının İzmir Banliyö hattında da yaşandığını kimse fısıldamıyor bile. Keza İzban’ın bir şirket olduğunu ve belediye ile devletin ortak paydaş olduğunu da! 

Hatta Sayın Başkan’ın günlerdir grev işçilerine randevu dahi vermediğini de kimse konuşmuyor. %14 ile başlayan pazarlık payını da! Ne oldu, demokrat olmak, hak korumak sadece size uygun düştüğünde mi işinize geliyor! 

Hani Adalet için yürüyordunuz, adaleti ilk önce kendi yönettiğiniz şehirde sağlamıyorsanız, sizden muhalefet mi olur! 

Efendim gerçekten bıktım.

Sığ iç çekişmelerinizden, “benim dediğim olacak”çılıktan, 600 km öteden bu şehrin dna’sını anladığınızı ya da anlayabileceğinizi sanmanızdan, kalitesiz muhalefet yapma biçiminizden, bir türlü omurgalı duruş sergileyemeyişinizden bıktım. Zaten milletvekilliği görevi verilmiş birini, bir de üstüne doymadan belediye başkanlığı için düşünmenizden bıktım.

O yüzden tekrar bilime döneyim de öyle anlatayım; siyasette iktidarı kazanmanın sırrı var olan iktidara benzemekten geçmez. Onun hatalarına, eksiklerine yada karşıt durduğunuz fikirlerine; yapıcı bir alternatif sunmaktan geçer! Ürettiğiniz alternatifin de şu anki gerçeklikten daha iyi bir yaşam koşulu sunacağına olan inandırıcılığı ile mümkün olur! 

Uzaktan göründüğün kadar zor bir yıl olma umarım 2019…


Hak Etmek ile Had Bilmek Arasında

Hak Etmek ile Had Bilmek Arasında

2018'in Kelimeleri

2018'in Kelimeleri