İçerik

Kapitalizmin Yeni Savaşı: Fransız Cephesi

Kapitalizmin Yeni Savaşı: Fransız Cephesi

Biz kendi kısır döngü politik tartışmalarımızın içinde boğulurken, dünyada çok ilginç olaylar yaşanıyor. Üstelik sadece bizim üstün akıllarımızın “kesin CIA’in parmağı var, Sorosçu işler bunlar” diye yaftaladığı Fransa’daki olaylardan bahsetmiyorum.

Dünya gündemini takip edenler son bir kaç yılda küresel ısınma karşıtı ve ekolojik hayatı koruma odaklı hareketlerin artışını fark etmiştir. Özellikle bilim insanlarının, küresel ısınma eşiği açısından kritik son 4 yıldayız açıklamasından sonra; eylemlilik ve farkındalık batı dünyasında artmış gibi görünüyor. Çocukları ve genç yetişkinleri harekete geçiren, sokağa döken ve sosyal medya üzerinden politikacılara kök söktüren görece yeni bir dalga var dünyada. Bizim ülkemizde henüz çok karşılığı olmasa da tüm bu hareketleri, geleceğin siyasetini belirleyecek olmaları sebebi ile çok önemli buluyorum.

Geleceğin siyaseti derken ne demek istediğimi, Fransa’da yaşananlar üzerinden daha ayrıntılı anlatayım.

Öncelikle, 2015 yılı Aralık ayında Birleşmiş Milletler görüşmelerinde 175 ülkenin onayını alan, Nisan 2016’da imzalanan ve Kasım 2016 itibari ile yürürlüğe giren Paris İklim Değişikliği anlaşmasını hatırlayalım. Bu anlaşma ile imzacı ülkeler sera gazı salınımlarını ciddi oranlarda düşürerek, küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında tutmayı hedeflediklerini beyan ettiler. Türkiye elbette oyunbozanlık yaparak fonlardan yararlanmak istediğini ancak “gelişmekte” olduğu için sorumluluk alamayacağını not düşerek imzacı oldu. Ne yazıktır ki, Obama’nın yerine geçen Trump’ın ilk işlerinden biri bu anlaşmadan çekilmek oldu. Amerika’nın anlaşmadan çekilmesi bir çok eleştiriye hedef olsa da, diğer ülkeler hala imzacı olarak anlaşmaya bağlı bulunuyor.

Dünya bankası verilerine göre en yüksek salınım oranları sırasıyla Çin, Amerika, Avrupa Birliği, Hindistan, Rusya ve Japonya olarak gidiyor. Fakat bir de işin diğer tarafı var. Carbon Majors’ın 2017 raporuna göre tüm dünyadaki karbon salınımının %71’ine 100 şirket sebep oluyor. İlk sıraları; China Coal, Saudi Aramco, Gazprom, National Iranian Oil, Exxon Mobile, Coal India, Shell, BP gibi firmalar üsteniyor (Ayrıntılı bilgi için rapor burada). Dolayısı ile karbon salınımını azaltmanın zengine oldukça yüklü bir maliyeti var.

Şimdi bu noktadan Fransa’da neler oluyor kısmına geri dönersek; hatırlayacağınız gibi devlet, çevre politikaları bağlamında benzine ek bir vergi getirmek istemişti. Bunun üzerine de orta-alt gelir sınıfı(!) diye tabir edilen bir kesim, hayat şartlarının zaten çok zor olduğunu ve bir zammı daha kaldıramayacaklarını söyleyerek, artışı protesto etmek üzere sokaklara dökülmüştü. Sarı yelekliler ismini ise; bir parti veya organizasyondan bağımsız olarak, eylemlerde giydikleri, kazalara karşı her arabada bulunması zorunlu tutulan sarı yeleklerden almışlardı.

Ana akım medya inatla sokağa dökülenlerin kim olduğu, hangi siyasi kesime dahil oldukları, kimin kimi temsil ettiğini tartışıp duruyor. Bu hareketin ortak bir çatıda birleşip birleşemeyeceğini, Macron ile kimin hangi şartlar ile görüşebileceğini tartışarak, bana sorarsanız dikkati dağıtıyor. Protestocuların kim olduğu, sağcı, solcu, ırkçı, faşist, milliyetçi, komünist, muhafazakar ya da göçmen olması değil aslında önemli olan.

Asıl mesele karbon salınımını azaltmanın maliyetini kimin üstleneceği!

Süregiden kapitalist sistem içinde devlet ve üst sınıf, yani karbon emisyonundan asıl kar sağlayan yönetici/elit kesimler; maliyeti kendileri üstlenmek yerine, devlet eli ile çeşitli vergi türevleri adı altında, maliyeti topluma ödetmeye karar vermiş görünüyorlar. Fransa’da ekolojik politikalar adı altında ortaya konan vergi artışını da bu çerçevede okumamız gerektiğine inanıyorum. Büyük kapital sahibi üst sınıf mensuplarının ceplerine dokunmadan; ekonomi - siyaset işbirliği ile bedel ödeme mecburiyetini topluma yıkıyorlar.

Diyeceksiniz ki, zaten kapitalist sistemin doğası bu; kârı üç beş kişi paylaşırken, zararı milyonlar öder. Haklısınız! Ancak konusu gereği burada tartışma bambaşka bir yön alıyor. Karbon emisyonunun kârından vazgeçemezsek, 50 ila 100 yıl içinde o kârı harcayabileceğimiz bir dünya kalmayacak. Hatta daha da ileri gidelim; bugün görece küçük küçük yaşadığımız daha önce benzeri görülmemiş seller, fırtınalar ya da aşırı sıcaklar şimdiden ödediğimiz bedeller aslında. Ve ortaya çıkan durum sadece kârdan zarar etmeyi ya da maliyet artışını falan getirmiyor. Bas bayağı yaşama hakkımıza karşı duruyor. Alamadığımız temiz hava, içemediğimiz temiz su, yiyemediğimiz gerçek gıda ve tohum, kâr için mahvedilen bir dünya gerçeğini karşımıza koyuyor.

Salı sabahı itibari ile Fransa vergi artışını 6 ay ertelediğini ilan etti ancak emin olun bu bir son değil. Ne Fransız devleti için ne de karbon salınımını azaltacağı sözünü veren diğer devletler için. Maliyeti karşılama, bedel ödeme cephesinde savaş daha yeni başlıyor. Kapitalizm yeniden bir büyük kavşağa geldi ve bu sefer karşısında herhangi bir ideoloji altında örgütlü olmayan ancak birbirinin “yoksulluk” dilinden anlayan oldukça ciddi bir kalabalık var. Bakalım gelecek neler getirecek; insandan yana mı yoksa kârdan yana mı olacak…

Sarı Yelekler, Anthropocene ve Plastik Poşetler

Sarı Yelekler, Anthropocene ve Plastik Poşetler

Umutlu Olmak İçin 21 Neden

Umutlu Olmak İçin 21 Neden