İçerik

Kaldı mı?*

Kaldı mı?*

Yıllarca okul sıralarında hepimize defalarca anlattılar; bir probleme doğru cevabı bulmak için, önce soruyu iyi anlamalısın. Tabi o zamanlar sorular çok daha basitti. Testlerde doğru cevabı seçenekler arasından bulmak ve şaşırtmacaya kanmamak için soruyu iyi anlamak önemliydi. Hala aynı mantık geçerli olabilir mi diye merak ediyorum. Peki şimdi soru ne? Ya da daha doğrusu sorun ne?

 

O kadar çok ve çeşitli sorun var ki şu parçası olduğum düzende. Politik arena zaten yıllardır istediğim, hak ettiğimi düşündüğüm gibi değil. Sokakta görmek istediğim saygı “var” bile değil. İnsan olarak değerim belki karıncanınki kadar değil. Kadın olarak zaten herhalde olmasam daha iyi olurdu. Yönetilme biçimim, aldığım eğitim, kazancım, mesleğim, işim, sağlığım, güvenliğim, gelecek kaygım, insanlığım... Say say bitmiyor. Bir de hepsinin üzerine bunları değiştirebilme, dönüştürebilme, iyileştirme inancım; yani umudum da yerlerde sürünüyor.

 

Yine de bence temeldeki sorun bunların hiçbiri değil. 

 

Sorun usanç.

 

Aldığım her darbe, irili ufaklı her yenilgi içimdeki usanca ekleniyor. Küskünleşiyorum, yalnızlaşıyorum, daha çok vazgeçiyorum hatta boşveriyorum, umursamaz oluyorum. Belki de alışıyorum. Hele bir de suçlayacak bir yüz bulmuşsam, benden rahatı kalmıyor. Sakinleşiyor usancım ayna başka yöne çevrilince. Sonuçta benimkinden başka bir yüz duruyor aynada. Ee, yalan yok kolayıma da geliyor bu. Sonuçta insan doğası kolaya evriliyor.

 

Fakat bir de çok cılız, çok derinden gelen ancak dikkatimi verirsem duyabildiğim ama aynı bir sivrisineğin vızıltısı gibi hiç durmadan beni rahatsız etmeyi başaran bir ses de var içimde. “Kalk” diyor inatla, kalk ve başka bir yöne bak, çevir yüzünü! Şu koca gökyüzünün altında, güneş her doğduğunda, yataktan her kalktığında yapabileceğin, ekleyebileceğin, üretebileceğin şeyler var. Belki küçük, bazen daha küçük ama inatla var.

 

Tabi bu arada usancımın sesi çığlıklar atıyor daha da cılızlaştırmak için umudun sesini. Çünkü usanç daha kolay. Vazgeçmek, boşvermek daha kolay. Kafanı yastıktan kaldırmamak daha kolay, daha sıcak. Çünkü mesela Yüksel caddesinde aç kalmak, iki başına orada ölmeye yatmak soğuk ve zor. Başımı oraya çevirmek de zor üstelik. Gencecik ruhların çektiği acıya sadece tanık olmak bile çok zor çünkü. 

 

Sonra birden anlıyorum, umut varlıkla yokluk arasında gidip gelen bir şey değil. Bir seçim umut. Bir tercih. Her sabah bilinçli yaptığım, bile bile verdiğim bir karar. Usancın sesine teslim olmak ya da olmamak. Veya inatla direnmek umudun cılız sesi ile birlikte. Herşeyin mümkün ve yapılır olduğuna inandığımda seçenekler sonsuzlaşıyor çünkü önümde, daha önce hiç görmediğim yollar açılıyor.

 

O yüzden asıl soruyu tekrar düşünüyorum.

 

Bu düzen değişir mi?

 

Doğru cevap görünür seçeneklerdeki gibi evet yada hayırla sınırlı değil. Kısır döngünün, yani usancın öbür tarafında “mümkün” diye bir seçenek de var.

 

Her şey mümkün. Bugün ölmek de aynı alışmak gibi mümkün, yaşamayı seçmek de. Bize öğrettikleri gibi umut fakirin ekmeği de değil üstelik. Umut, hergün yeniden yaşamayı, direnmeyi, üretmeyi seçen, zorluklardan kaçmayan insanın kararı. 

 

Umut sensin, benim. Bizim kararımız umut. O yüzden bugün ben umutla hayal edeyim, yarın sen büyüt, olmaz mı?

 

 

 

 

*Bu yazı Mukavemet Dergi'nin umut temalı haziran sayısı için hazırlanmıştı ancak teknik bir sorun sebebiyle yayınlanamadı. O yüzden buradan paylaşıyorum.

İnsan İnsan

İnsan İnsan

Yggdrasil

Yggdrasil