İçerik

Işık Saçan

Işık Saçan

Fransızcada “joie de vivre” denen bir kavram var, belki duymuşsunuzdur. İngilizcede de Fransız aslına uygun şekilde kullanılır. Türkçesi için “yaşama sevinci” diye çevirenler olsa da, ben bu çevirinin biraz eksik kaldığı kanısındayım. Joie de vivre kavramını sadece olaylar, durumlar, duygular ya da davranışlar için kullanmazlar çünkü. Bazen bir insanın karakterini anlatırken de kulanırlar. İnsanın gözünde olduğunu söylerler, hayatı bir çeşit açlık duygusuyla ya da hayata doyamama duygusuyla yaşayanlar ile özdeşleştirirler. “Çevresine ışık saçan insanlar” diye de tanımlamak fena olmaz sanırım. Doğu felsefesi ise bu duruma “an”da yaşayarak ulaşılacağını öğütler. Düşününce akla ne kadar yatkın, sonuçta ömür denen şeyin bir sınırı olduğunu, kaçınılmaz dönemleri olduğunu hepimiz biliyoruz da, kaçımız bu ömrün her gününü gerçekten yaşama duyduğu derin sevinçle, mutlulukla, yaşama duyduğu açlıkla yaşayabiliyor? Kaçımız her gün sabah yatağından o güne olan inancı ve umuduyla hevesle kalkabiliyor? Mesela çevresinizde kaç kişiyi tanıtırken kişiliklerine ait böyle bir tanımlama yapabilirsiniz?

 

Ben böyle tanımlanacak insanlardan biri değilim. Hatta en son ne zaman bu hevese sahip olduğumu sorsanız, muhtemelen gecenin bir körüne kadar umarsızca sokakta oynayabildiğim zamanlar diye cevaplarım. Eğitim sistemine dahil olduğunuz ilk bir kaç yıl zaten bu duyguyu büyük bir ustalıkla köreltmeyi başarıyor. Fakat çevremde böyle tanımlayabileceğim kaç kişi var diye düşününce, bulduğum cevap beni daha da derin bir kuyuya itiyor. Sahi, sizin çevrenizde böyle tanımlayabileceğiniz kaç kişi var?

 

2015 yılında batı komşumuz Yunanistan’da Alexis Tsipras seçildiğinde çok kıskanarak takip etmeye başlamıştım. Çünkü Ege denizinin bu yakasından bakınca kendisi tam da yukarıdaki tanımlamaya uyacak şekilde bir profil çiziyordu. Çevresine ışık saçan bir lider. Üstüne yine aynı sene bir kaç ay sonra Kanada Justin Trudeau’yu başbakan seçtiğinde, artık kıskançlığımı sığdıracak yer bulamaz olmuştum. Kuşkusuz o da çevresine ışık saçan bir liderdi fakat onun sesi Tsipras’tan biraz daha duyulur hale gelip, Kanada’dan çıkıp dünyada çok daha fazla yere ışık saçmaya başladığında; kıskançlığımı alıp bir kutuya doldurdum tam göğsümün üzerine oturttum. Ki unutmayayım. Joie de vivre tanımlamasını bir çok sanatçı ya da artist için yapabilirdiniz ama siyasetçiler için yapabildiğinizde, dünya daha çok yaşanılır bir yere benzeme umudu taşımaya başlıyordu.

 

Tesadüf bu ki, 2015 yılı ülkemizde de seçim yılıydı ve Haziran seçimlerine uzanan yol oldukça ciddi değişimleri işaret ediyordu. Seçim öncesi yürütülen kampanyalarda umut vadeden siyasi söylemler orantısız zekaya sık sık selam çakıyordu. Elbette seçim sonrasında düşülen karanlık kuyuyu hepimiz biliyoruz. Güçlünün koltuk sevdası herşeyden ağır bastı, önüne kattığını devirip yok etmeye çalıştığı bir yola girdi. Çünkü orantısız zeka ile centilmence mücadele edebilecek kalibreye sahip değildi. Hiç de olamayacaktı. Bu yüzden betondan yapılmış dört duvar ile demir parmaklıklar devreye sokuldu. Muhalif seslerin en korkulanları çeşitli bahanelerle siyasi sahneden el çektirildi. Buraya kadar ki oyunu hepimiz zaten biliyoruz, gözümüzün önünde sahnelendi sonuçta. Fakat hesaba katmadıkları bir nokta var. 

 

Dedim ya; bir siyasetçiyi Joie de vivre sahibi bir karakter olarak tanımlayabiliyorsanız eğer, orada umut görmeye başlarsınız. İlla iktidar sahibi olmaları da gerekmez üstelik. Bazen yan koltuktan seslendikleri ile bile, size değişimin inatla hala mümkün olduğunu hissettirirler. Efendim siz bu insanları hapishanelere, tek kişilik hücrelere atabilirsiniz fakat onlar sizin dikenli tellerinizi bile alır evirir çevirir, kitap yaparlar, yeni fikirler, yeni umutlar yayarlar. Çünkü onların karakteri budur, nerede olursa olsun ışık saçlarlar. 

 

Düşünsenize tüm siyasi hareketlerin liderleri, hatta en alt kadrolarına kadar siyasi sahneyi dolduran oyuncular bu karakterde insalarla dolup taşsa; nasıl bir ülkede yaşıyor olurduk? O zaman ne umut ederdik, neleri hayal ederdik? Daha da önemlisi neleri başarırdık?

 

Yine de umutla söylemek istiyorum ki Türkiye’de de bu karakter özelliği ile tanımlayabileceğiniz politikacılar var. Bir elin parmaklarını geçmiyor olsalar da; varlar, buradalar. Hiç kuşkusuz bunlardan en önemlisi, belki de kavramın karşılığını tamamen hakkıyla veren en etkin kişi yaklaşık bir yıldır yargılanmadan hapishanede yıldırılmaya susturulmaya çalışılan Selahattin Demirtaş. O da çevresine ışık saçan liderlerden biri. Hatta bunu hapishanenin karanlık duvarları arasından yapabilecek kadar da joie de vivre sahibi. Siyasi görüşlerine, savunduğu duruşa taraftar olmayabilirsiniz kişisel tercihinizdir ancak masaya koyabileceklerini göz ardı etmek; içine savrulduğumuz kirli kuyuyu daha da derinleştirip karartacaktır. O yüzden siz de mutlaka sevgili Demirtaş’ın “Seher” kitabını edinin ve okuyun. O zaman ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Acıyı, tehditi, dışlanlanmayı, özlemi hatta yalnızlığı alıp yoğurup kendi ışığını katarak umuda, üretmeye, sanata, sevgiye dönüştürdüğünü ve bir okuyucu olarak göz pınarlarınıza nasıl da naif bir özenle ulaşmayı başardığını göreceksiniz. 

 

Seçim korkusuyla, baraj korkusuyla, başarısızlık korkusuyla, bedel ödeme korkusuyla o koca koca makam sandalyelerinde dönüp duranların bir türlü anlamadıkları ama bizim bu zor günlerde en çok ihtiyacımız olan da budur. Dünyanın baskı ve korkuyla değil ilhamla döndüğünü anlayacak liderler…

İtibar Nedir?

İtibar Nedir?

Cennetten Celp*

Cennetten Celp*