İçerik

Güç Nedir?

Güç Nedir?

Sadece 80’ler çocuklarına özgü olduğunu sanmamakla beraber, emin değilim. Bu ülke tarihinde zannediyorum en çok sevilen ve hatırlanan reklam sloganlarından biri “Kontrolsüz güç, güç değildir.” söylemidir. Bir otomobil lastiği reklamı olsa da, ülke tarihine ışık tutabilecek; sağı, solu, ortayı ayırmadan hem iktidar sahibiyetine hem de yönetilen güruha ait en büyük tehdidi bu kadar basit ve güzelce ortaya koyan başka bir slogan da olmamıştır.

 

Kontrolsüz güç kısmından başlarsak, aslında terimsel uzun ve ayrıntılı açıklamalara hiç ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. Çünkü son on yolda herkesin içinde büyüyen bu kontrolsüzlük akımını bir maharet gibi gördüğümüz aşikar. Örneğin kırmızı ışık bir kontrol kaynağıdır. Fakat kontrol ettiği insan değildir aslında, düzeni kontrol eder kırmızı ışık. Düzenin işleyebilme kapasitesini kontrol eder. Yani temelde trafiğin akışını korur bu kontrol mekanizması, akışına devam etmesini sağlarken. Peki öyleyse neden hepimiz kırmızı ışığı hiçbir tarafımıza takmadan yolumuza devam etmek derdindeyiz? Çok mu geç kaldık? Acelemiz mi var? Yoksa yakalanmadığımız sürece bir şey olmaz diye mi düşünüyoruz? Ya da bir kereden bir şey olmaz fikrinde miyiz? (!)

 

Güç değildir kısmına gelirsek, maalesef artık çok açık ve net ki, kontrol edilmemeyi güç sayıyoruz. Elbette koca bir kültürün on yılda yepyeni sulara yelken açtığını iddia etmeyeceğim. Belki oryantal kültürün kontrol kelimesini sömürgecilik sistemi ile benzer bir ima da çağrıştırmasından, belki de eğitim seviyesinin tarihin neredeyse hiç bir zamanında yeterince yükselememesinden, kim bilir! Liderlerimizin kontrol edilemiyor oluşunu alkışlıyoruz, anayasal düzenin liderin ağzından çıkan iki kelime ile organize edilmesini alkışlıyoruz. Düzenin koruyucusu olmakla yükümlü kamu görevlilerinin tek bir kişinin ağzına bakıyor olmasını alkışlıyoruz. Suçlu olduğu çeşitli mecralarda defalarca görsellerle kanıtlandığı halde hangi taraftan(!) olduğu belli olan suç işleyicisini sadece alkışlamıyor, kendisinde millet vekili aday adayı olabilecek kibri bulduğu için affediyoruz. 

 

Masaya yumruğunu vuranı da alkışlıyoruz, bir gün o yumrukla kendimizin karşı karşıya kalabileceğini hiç düşünmeden! Şiddeti alkışlıyoruz, nefret ve korkuyu alkışlıyoruz. Ezeni, ezilenin gözünün içine baka baka alkışlıyoruz. Vuranı, bıçaklayanı, tehdit edeni alkışlıyoruz. En üzücüsü savaşı alkışlıyoruz. "Etkisiz hale getirileni” alkışlıyoruz, sırf biri bize bir şey söylediği için ona inanmamız gerektiğine emin olarak. Aç kalmayı hatta kendine kıyarak ölmeyi göze alacak kadar umutsuzlaştırılan insanların, annelerinin gözleri önünde kıyımlarını alkışlıyoruz. Ekmek almaya giden küçücük çocukların katledilmelerini bile alkışladık, varın gerisini siz düşünün!

 

Bu hafta da aynı şekilde suçluya suçlu dediği için, özür dileyeni affetmeyeceğini söylediği için kontrolsüz gücün sinirine dokunan bir kişiye neler yapılabileceğini yeniden (!) kendi gözlerimizle gördük. Neyse ki, alkışlayanlar ve azmettirenler olduğu kadar karşı çıkanların da sesi yükseldi bu sefer! Bu noktada ‘yetmez ama’ lafını kullanmaya gerçekten çok çekiniyorum, tarihsel olarak dilimiz yanık çünkü bu ikiliden. Ancak yetmez, yetmiyor efendim. Yıllardır yutturulduğumuz çok ‘hayır’ımız, çok ‘olmaz izin vermiyorum’larımız var bizim. Üstelik o hayır ya da izin vermiyorum’ların bir çoğu hapishane parmaklıklarının ardında hala. 

 

Efendim bu noktada gücün ne olduğunu tam olarak bildiğimi iddia etmeyeceğim. Ancak eminim ki, şu içinde bulunduğumuz ruh, kültür, biat ve yalnızlık hali güç değil. Şu, her birimizin iliklerine kadar hissettiği tükenmişlik hali güç değil. Aynı sözünü dinleyecek bir tek kulak bulduğunda bağırmaya başlayan insanlık halinin güç olmadığı gibi. Günlük altı milyon, tekrar rakamla yazayım da daha net olsun 6.000.000 lira harcayan insanın; aylık bin altı yüz lira ile (bunu da yazayım 1.600 TL) yaşamaya çalıştığı bir düzende varlığının ya da yaptıklarının  güç olmadığı gibi.

 

Efendim yıllardır hepimize bir şekilde dayatılan kontrolsüz güç, inanın güç falan değil. Her geçen gün kontrolsüzlüğümüz arttıkça, güçlü değil suçlu olmaya yol alıyoruz. Kırmızı ışıkta bir daha geçmeyi düşündüğünüzde lütfen kendinize hatırlatın; aceleniz olan şey ömür boyu kurtulamayacağınız bir acıya her an dönüşebilir. Aynı kontrolü kaybeden toplumların kaçınılmaz olarak yaşayacağı gibi. Adalet, toplumsal sözleşmemiz yani hepimizin üzerinde anlaştığı kontrol marifeti ile kurulmuş düzenden gelir. Kontrolün olmadığı yerde ne gerçekten güç olabilir, ne de güçlü. Aynı Sultan Süleyman’a kalmayan dünya gibi, koltuklar, makamlar da insanlardan gelir geçer. Aslolan çocuklarınızın yaşamasından korkmayacağınız bir düzeni, bugün kurmaktır. O yüzden 24 Haziran geliyor; gözlerinizi, aklınızı, eksik ya da yanlışlarınızı artık daha fazla korkmadan dört açın! 

 

Bununla beraber son söz olarak söylemeden geçemeyeceğim. Babamın çok sevdiğim bir sözü var. Ne zaman yeni doğmuş bir bebekle ya da ebeveynleri ile karşılaşsa şöyle der: Adıyla büyüsün!

 

Efendim bu ülkede çok Barış’lar, Deniz’ler, Umut’lar, Onur’lar, Özgür’ler var. Gönlüm inanmaya hazır, adlarıyla yaşayacak, büyüyecek ve sorumluluklarını yüklenecekler. Bu sefer kontrolsüz güce dur diyecekler! 

TL'ye Ne Oluyor?

TL'ye Ne Oluyor?

Herkes Biliyor! T A M A M!

Herkes Biliyor! T A M A M!