İçerik

Bomba Var!

Bomba Var!

Dünya, bu günlerde hem çok küçük hem çok büyük bir yer gibi hissettiriyor bana. Ülkedeki ve dünyadaki gündemi farklı coğrafyalardan bakarak biraz kurcaladığınızda neredeyse farklı dünyaların varlığına dahi inanacak hale geliyorsunuz. O yüzden bir derleme yapmak istedim bu yazıda ve bir kaç kısa bilgi paylaştıktan sonra ben de günlerdir tartışılan “o” soruyu sormak istiyorum.

 

Tartışmasız bu haftanın en korkunç haberini CNN, hem de uluslararası haberciliğe damga vuracak bir başarı ile ortaya çıkardı. Libya’da gerçekleştirilen köle pazarını ve yapılan açık arttırmalı insan satışını belgeledi. Hikaye okuyan herkesin kanını dondururken diğer bir yandan da köleliğin bu çağda bile varlığını sürdürmesi çok da şaşırtıcı gelmiyor. Öyle değil mi? Afrika kıtasında yaşanan iç savaşlardan canını kurtarmak için kaçan göçmenler, insan kaçakçıların eline düşüyor ve hayallerinde olan Avrupa’ya varamadan köle olarak satılıyor. İnsan başına istenen para yaklaşık 400 dolar. Nasıl da utanç verici! Bu ne korkunç bir dünya! İnsan ne kadar çirkin, pis ve aşağılık bir yaratık olabiliyor böyle! Peki ama bu dehşet verici haberler neden hep fakirliğin ve savaşın günlük hayatın sıradan bir parçası olduğu coğrafyalardan geliyor?

 

Geçen hafta da, İşid terör örgütüyle batı dünyasının yaptığı yer değiştirme pazarlığını BBC ortaya çıkarmıştı hatırlarsınız. Bu hafta İşid üyelerinin Orta Doğu’nun çeşitli coğrafyalarına dağılması nelere yol açabilir sorusunun ilk yanıtını gördük. Mısır’da katliam gibi bir terör saldırısı yaşandı. 309 kişi hayatını kaybederken yüzlercesi yaralandı. Bu ne korkunç bir dünya öyle değil mi? Camide ibadetinizi yaparken bile, aynı dine mensup olduğunu iddia eden birileri tarafından öldürülebiliyorsunuz. Kan ve de can ne kadar değersiz kavramlar öyle değil mi? Koca koca silahlar /bombalar erişilmesi ne kadar da kolay şeyler değil mi? Üstelik yine Orta Doğu’da.

 

Dünyanın diğer tarafında ise farklı bir tartışma dönüyor. Amerika kuşkusuz Orta Doğu’dan kelimenin her manası ile çok uzak bir coğrafya. Fakat bu orada da kirli savaşların dönmediği manasına gelmiyor. Uzun zamandır tartışılan ancak Başkan Trump’ın önümüzdeki günlerde yeniden gündeme alacağını ve bitireceğini söylediği bir konu “Network Neutrality”, Türkçeye “ağ tarafsızlığı” olarak çevrildi. Kaç kişi bunca sorun arasında takip etmeye fırsat buldu bilmiyorum ancak geleceğimizi inşaa edecek bir süreç bu ağ tarafsızlığı. Kısaca özetlersek; internet erişimi dediğimiz şey bizim bugüne kadar altyapı sağlayıcılarından (yani ttnet, superonline vs gibi şirketler) satın aldığımız tek bir hizmet. Yani biz sadece internet erişimi almak için abone olup para ödüyoruz. Dolayısıyla bugüne kadar bu sağlayıcıların bizim erişimimiz üzerinde yani bağlantı içeriğimiz konusunda hiçbir kontrolleri yoktu, tarafsız olmaları da buradan geliyordu. Yani internete açılan kapıya giriş parası ödesek de hangi odaya girdiğimizi kimse belirleyemiyordu. Fakat kapitalist sistem şimdi internet içeriklerini de “metalaştırmaya” çalışıyor. Yani artık sadece interneti değil internetin içeriğine gelen hız düzenlemelerini de satın almak zorunda kalacağız eğer bu tarafsızlık kavramı Trump’ın öngördüğü şekilde kaldırılırsa. (Basit bir örnekle açıklamak gerekirse; mailimizi anında almak ya da Youtube’da takılmadan video izlemek için ekstra para ödemek zorunda kalabiliriz. Bu parayı kimin ödeyeceği; içerik sağlayıcıları mı altyapı aboneleri mi kısmı tartışmalı olsa da her durumda tüketicinin cebinden çıkacağı aşikar.) Ama sorun elbette sadece bu değil. İnternetteki özgürlük kavramı her içeriğe erişimin eşit ve mümkün olmasından geliyordu. İşte şimdi bu eşitlik ve özgürlük tehlike altında! Teknolojiyi ve bize getirdiği olanakları, küçük firmaların muazzam işlerine kolayca erişimimizi bu eşitlik mümkün kılıyordu. Facebook örneğinde olduğu gibi bir üniversite odasından dünyaya ulaşacak bir “şey” üretmek mümkündü. Ancak içerik sağlayıcıları hız satın almak zorunda bırakılırsa bu mümkünlük ortadan kalkacak ve internette de tekelleşmenin önü açılacak gibi görünüyor. Yani büyük oyuncular, tüm dünyaya az da olsa özgürlük ve yeni bir düzen umudu sağlayan yegane şeyin de başını ezmeye çalışıyorlar. Yani para ve zengin her durumda üste çıkmak ve daha çok paraya erişmek için bir yol buluyor. Şimdilik eşit ulaştığımız bilgi, hız ile sınırlandırılarak iki defa ücretlendirilmek isteniyor. Yani yoktan satılacak meta yaratılıyor.

 

Bir de son olarak uluslararası arenadan vermek istediğim bir haber daha var. Dünyanın gündeminde oturan konulardan bir tanesi de Elon Musk’ın şirketi Tesla’nın güney Avustralya’da inşaa ettiği devasa lithium pil oldu. Bu devasa pil yakınında bulunan rüzgar çiftliğinin ürettiği enerjiyi depolayacak ve afet anlarında (daha önce iki defa; biri kasırganın kullanılamaz hale getirdiği altyapı, diğeri aşırı sıcaklığın getirdiği aşırı yüklenme sebebiyle oluşan kesintiler) kullanıma açacak. Bu gelişme Avustralya’yı yenilenebilir enerji konusunda lider konuma getirecek gibi duruyor. Elbette konu sadece pil değil; dünya yenilenebilir enerjinin yeraltı kaynakları yani petrol ve türevlerine alternatif olabilecek kaliteye gelmesini de konuşuyor. Elbette elektrik ile çalışan arabalar üzerinden yürüyen yarışı ve kendine yetecek elektriği üreten ev projelerini de buraya not düşmek gerekiyor. Küresel ısınmanın insan yaşamını tehdit edecek noktaya geldiği/gelmeye yaklaştığının tartışıldığı bir dünyada üretilen kaliteli ve katma değer sahibi metalar neden hep Batı’dan geliyor dersiniz?

 

 

Eh biz de hazır rüşvet, yolsuzluk, vergi cennetlerini falan konuşuyoruz; Zarrab davası bizi nasıl etkiler diye birbirimize sorup duruyoruz; ülke gündemine dair bir kaç not da düşelim, asıl sorumuzu en son soralım. 

 

Muazzam derecede başarısız bir eğitim sistemimiz var. Neredeyse her hafta değişiyor, çocuklarımızın geleceğini çöpe atmış haldeyiz. İşsizliğimiz tavan yapmış vaziyette, üstelik muhterem politikacılarımız bunu kadınların ve gençlerin iş hayatına girmek istemesi sebep oluyor diye açıklamaya çalışıyor. Orta Doğu bataklığında kafamızı çamurun üzerinde tutmak için uğraşıp duruyoruz. Çok ciddi bir mülteci sorunumuz var, nasıl istihdam edeceğimizi ya da nasıl entegre edeceğimizi kesinlikle bilmiyoruz. Dış politikamız full sorun modelinde ilerliyor. Özgür basın kesinlikle işlemiyor. Neredeyse çoğu aydın hapishanelerde. Bilgi üretmekle ve dağıtmakla görevli akademisyenler hapishanede değilse bile baskı altında; dolayısıyla ‘kral çıplak’ diyebilecek çocuklar/gençler yetişmiyor. Gıda üretiminde bile dibe batmış haldeyiz. Helal gıda diye ortaya attığımız kavramın dahi altını dolduramıyor, Brezilya, Avustralya, Hindistan, Fransa ve Çin’in başını çektiği helal gıda üreticilerinden ucuz et almanın peşinde koşuyoruz. Rüşvet ve yolsuzlukta, benim memurum işini bilir ahlakıyla günümüzü çeviriyoruz. İnşaatlarımızı, limanlarımızı, üretim tesislerimizi, sahillerimizi satarak ekonomiyi çevirebileceğimizi sanıyoruz. 

 

Katma değer üretmiyoruz. Bilgi üretmiyoruz. Teknoloji üretmiyoruz. Yani meta üretmiyoruz. Batının ürettiklerinin tüketicisiyiz sadece. Ha, bir de onların ürettiklerini ekstra vergilendirerek kasamızı dolduruyoruz. 

 

 

Şimdi bütün bunların üzerine hala herkes soruyor. Reza Zarrab davası milli bir dava mıdır? Komplo mudur? Kumpas mıdır? Ekonomimizi nasıl etkiler?

 

Efendim ben de karşılığında soruyorum. Dolar sizce de 4 lira olur mu?

 

Biz zaten için için yanmakta olan bir bombanın üzerinde oturmuyor muyuz?

 

Rüşvet Nedir?

Rüşvet Nedir?

İtibar Nedir?

İtibar Nedir?