İçerik

Asfalyalar Atmasın

Asfalyalar Atmasın

İzmirlilerin alternatif kelimelerini bugüne kadar duymayan yoktur. En bilinen örnekleri arasında çiğdem, darı, gevrek ve boyoz ilk sıralarda gelir. “Asfalya” belki en çok duyulanlarından değildir ama emin olun ara ara İzmirli herkesin asfalyaları atar. Yani bir şeye kafası bozulur, sinirlenir ya da kızar. Son yıllarda İzmirlilerin şehirlerine yapılan bir çok şeye karşı asfalyaları atmıştır fakat bana sorarsanız yerel siyaset tarihinde belki de ilk defa o kızgınlık bir sivil toplum yapılanması etrafında toplanmış ve insiyatif alarak şehrine sahip çıkabilme potansiyeline dönüşmüştür. Ve İzmirliyim demenin neden hala bir gurur kaynağı olduğunu yeniden hatırlatmıştır.

Konuya yabancı ve İzmir’e uzaktan bakan gözler için izninizle en başından anlatayım. 

Bir çokları için özellikle İzmir’e turist olarak gelmiş ve bu şehirde hiç yaşamamış olanlar için İzmir’in bilinen en ünlü yeri Kordon’dur. Alsancak limanından başlayarak Konak’a kadar uzanan körfez çevresinde, kavga kıyamet yeşil alan olarak koruyabildiğimiz nadir yerlerdendir. Çünkü çok değerli (!) çeşitli belediyecilik dönemlerinde, çok engin(!) akıllar nedense deniz kenarına yol yapmanın harika bir fikir olduğuna karar vermişler ve neredeyse tüm körfezin deniz kıyısını devasa yollarla donatarak, insan ile denizin ilişkisini kesmişler. Bunlar arasından bir tek Alsancak-Konak arası bölge kurtarılabilmiş, o da bir çok meslek odası ve STK’nın bitmek tükenmek bilmez çabaları sayesinde. O yüzden İzmir’e uzaktan bakanlar ilk önce Kordon’u bilirler, kendisi kıymetlimizdir, değerlimizdir. En çok biz anlatırız nasıl en rahat nefesi orada aldığımızı. 


Fakat bir de Alsancak’ın çok bilinmeyen yüzleri vardır, merkezden uzak, limana yakın 1850 ile 1920’ler arasında şehrin enerjisini sağlamak için çeşitli fabrikaların inşaa edildiği alanlar. Zamanla enerji sağlama hizmetlerinin devlet elinde merkezileşmesi ile bu bina ve alanlar o dönemki işlevlerini yitirmiş ve bir anlamda ölüme terk edilmişlerdir. Üstüne üstlük uzun yıllar boyunca da ihmal edilerek, harabe haline dönmelerinin yolu açılmıştır. 


Bugün bu binaların yerleri merkezi konumları sebebiyle şehrin en kıymetli rant alanlarına dönüşmüş halde. Elbette yönetim biçimini rantçılık üzerine kuran merkezi siyasetin gözünden de kaçmıyor bu cukkalamaya hazır alanlar. Yerel siyaset neyseki son yıllarda biraz daha vicdan sahibi olarak elinden geldiğince ranttan korumaya çalışıyor bu bina ve arazilerini. Tarihi Havagazı Fabrikası vicdanlı, sorumluluk sahibi, tarihi değeri anlayan ve geleceğini önemseyen her Belediyenin yapması gerektiği gibi, terk edilmiş metruk halinden kurtarılarak, restore edilip kültür sanat odaklı bir yapıya dönüştürüldü ve halkın kullanımına açıldı. Örneğin yazın bu fabrikanın bahçesinde çimler üzerinde düzenlenen açık hava sinema günlerinin tadına doyum olmuyor. Hem bir tarih kurtarılıyor hem de şehre ve sakinlerine katma değer yaratılıyor. 


Şimdi çatışma aynı bölgede yer alan başka bir fabrika üzerinden yürütülüyor; Tarihi Elektirik Fabrikası.  Ne yazık ki bu bina için de özelleştirme marifeti ile satış ilk defa gündeme gelmiyor. Geçtiğimiz senelerde de gündeme gelmiş ancak bir çok meslek örgütü ve STK’ların açtığı davalar ile iptal edilmeye çalışılmıştı. Bundan önce yapılan iki satış denemesinde de alıcı bulunamamıştı. Fakat görünen o ki merkezi siyaset bu satış isteğinden tüm yerel karşı çıkışlara, şehirlilerin beyan ettiği talebe rağmen geri çekilmiyor. Seçimlerden hemen sonra 16 Nisan’da bina yeniden satışa çıkıyor. 

1-1-1.png


Bu üzücü haber karşısında İzmirliler bir kez daha farklarını ortaya koydular. Ülkeyi salgın gibi kırıp geçiren rantçılık anlayışına karşı olduklarını, şehirlerinin inşaat firmalarının günlük kârlarına heba edemeyecek kadar değerli olduğunu gösterdiler. Bu son ihale haberi medyada duyulduktan sonra İzmir’de yeni bir sivil toplum hareketi kuruldu: Asfalyalar Atmasın. Efendim grup kendi kelimeleri ile var oluş amaçlarını şöyle ortaya koyuyor; “İzmir Tarihi Elektrik Fabrikası’nın kamu mülkiyetinde ve kullanımında kalması için bir araya gelen insanların oluşturduğu sivil örgütlenme grubudur.”


Binayı kamu mülkiyetinde tutmak için denemek istedikleri çok çeşitli yöntemler var. Elbette ilk yol dava açarak satışı durdurmak ve binanın arazileriyle beraber tapusunun İzmir Büyükşehir Belediyesine tahsisini istemek. Fakat eğer hiç bir şekilde satış işleminin önüne geçemezlerse, İzmirliler tarafından kurulacak bir şirket marifeti ile crowd-funding yaparak, bina ve arazilerini kendileri satın almak istiyorlar. Sonrasında da binayı tarihi özelliklerine uygun biçimde restore ederek müze, sanat evi veya bir benzeri uygulama ile şehirlinin kullanımına açmak istiyorlar. 


Tarihin herhangi bir yerinde ya da zamanında görülmüşmüdür bilmiyorum. Bir şehrin kendi devletinden, şehrindeki tarihi bir binayı korumak üzere satın almayı planlaması. Düşününce bir yandan boğazıma bir yumru oturuyor, lanet olsun parayı bu kadar kıymetli bulup, her türlü değeri onun önüne paspas yapan zihniyete diyorum. Ama sonra biraz da olsa müteşekkir olmadan edemiyorum, neyse ki bütün bu hoyratlık içinde en azından İzmirliyim, İzmir’deyim. 

Eğer Tarihi Elektrik Fabrikası korunabilirse, bu ülkede siyaset anlayışında en azından yerel siyaset özelinde bir algı değişecek, ben inanıyorum. Eğer siz de destek olmak isterseniz ‘Asfalyalar Atmasın’ oluşumunun hem bir facebook grubu hem de twitter hesapları bulunuyor. Bir de imza kampanyası var yürüttükleri. 8 Şubat cuma günü de gelişmeleri konuşmak üzere buluşuyorlar. Hepimizi de davet ediyorlar. 


Bu çarşamba yazımda İzmir’i yazdım ama sanmayın ki bu duruş sadece İzmirlileri ilgilendiriyor. Bu artık rantla doldurulan bardağın taştığını, paçalarımızdan akan kirlilik yüzünden nefes alamaz hale geldiğimizi ve nefes alacak yeri kalmayan insanın cebindeki parasının kıymeti olmadığını geç de olsa anladığımızı gösteriyor. Arada sırada bu ülkede iyi şeyler de hala oluyor. 


Yarım Hava

Yarım Hava