İçerik

Zaten

Zaten

Bunca doğum gününden sonra zannedersin ki, beklenti diye birsey kalmıyor. Yok efendim. Hala, bu yaşımda, evet gururlu bir 48, doğum gününden bir şeyler bekliyor insan. Hediye olur, eğlence olur, pasta kesin olur. Ama gel de şu halime bak simdi; 48. yaş günümün akşam üstü saat 5’i 22 geçesi işten binbir taklayla erken kaçıyorum. Her sene olduğu gibi bu sene de kendime, kendi hediyemi alma peşindeyim. Bu seneki hediyem süper bir şey, tam bir kendini şımartma durumu ama aynı zamanda bir çeşit görevimiz tehlike. Ama biri ne olduğunu sorarsa asla söylemem. Sır. Gerçi çok soracak biri kaldığından da degil ya. Boş versene. Heyecanlıyım ama bir yandan da bunu evdekilerden nasil saklarım diye düşünmüyor da değilim. Neyse bir cüzdanımdan çıksın da, gerisini adım adım planlarım.

Evet kızım Sevilay, ilk adim; cam kapıdan içeri gir, çevreyi kolaçan et, tanidik var mı; varsa ilk hedefin akademik dergiler, yoksa yavaş yavaş ortalığı inceleyerek iç bölümlere doğru ilerle.

Derin bir nefes alip cam kapıdan içeri süzülüyorum.

İçeride toplam on sekiz separatörle ayrılmış bölüm var, toplam 24 kişi çeşitli noktalara dağılmış durumda. Bir müşteri giriş çıkışı, iki tane depo çıkışı var.

İki tane 4’er kişilik grup; belli ki lise öğrencisi oğlanlardan oluşuyor. Elbette oyunlar bölümündeler. Bağıra çağıra skorlarını anlatıyorlar. Hah. Biliyordum bir kez oğlan çocuğu hep oğlan çocuğu.

Bir çift kulaklılara bakıyor. Evet hem de kitapçıda. Evet teknolojinin girmediği bir tek... Neyse. Ayrıca kaç farklı kulaklık tipi olabilir değil mi? Hayır işte. Küçüğü, büyüğü, ortancası, sarısı, yeşili, damalısı, damgalısı, içeri çok kaliteli ses vereni, az kaliteli ses vereni, orta kaliteli vereni, dışarıdan hiç ses geçirmeyeni, az geçireni, orta... Neyse anladınız siz onu.

Başka bir çift defterler bölümünde duruyor. Pembe kalpli defterler var kızın elinde, ağzında salyalar. Oğlanın ağzında da salyalar var ama belli ki başka sebeplerle. Pffftt ergenler.

12’si gitti kaldı geriye 12. Birisi zaten fasülyeden onu saymıyorum.

Kalan 12 kişi çeşitli raflar arasında dağılmış durumda. 7’si kadın. Biri kasada duran oğlum yaşında ama oldukça yakışıklı bir genç. Evet ortamdaki ergen ve oğlan çocuklarından farklı. Ne var? 

Diğer biri gençten bir satış sorumlusu.

Bir çocuklu baba oyun raflarına yakın, benim terminolojimin yetmediği, oyun desem değil oyuncak desem değil şeyler bölümünde. Çocuk elinde konsol gibi bir şey tutmuş, suratı neredeyse domates renginde. Biraz tutturmuş galiba. Oh olsun. Biraz da beyler uğraşsın.

Diğer adam 40’larında, gözlüklü, yapılı, eli yüzü temiz, biraz üniversite hocası tadında bir tip. Jaz müzik cdleri arasından, çok satanlar bölümüne geçiyor. Tamamen zararsız.

Geriye kalan 7 kişi zaten mahşerin yedi atlısı. Her türün hiç tartışmasız en tehlikelisi. Kadınlar. Evet biz birbirimizin en korkulu düşmanıyız. Gözümüzle yargılar, dilimizle döver, tırnaklarımızla alaşağı ederiz. Yok korktuğumdan değil. Valla!

Bir numara esmer kısa saçlı, hafif tombul, yani bizim kadın tipimizden. Kesin bizim klübe üye. Aldatılmışlar. Ki bu grup da kendi içinde ikiye ayrılıyor. Boşanmışlar. Sesi çıkmadan oturup cinayet hayali kuranlar. Evet emin olun ki hepimiz bıçak kullanmayı iyi biliriz. Edebiyat bölümünü inceliyor. Gözü kişisel gelişim rafında. Elbette ortalığı kolaçan ediyor. Sonuçta kimse elinde “Başarılı Boşanma” ya da “Hayata Yeniden Başlamak” kitaplarıyla buradan çıkarken görülmek istemez. 

İki numara baya esmer, sapsarı saçlı, kısa boylu, zayıf, bodur piliç sınıfından bir tip. Bahse girerim Asistan/Sekreter 2. eşler klübüne üye. Elinde “Senden Önce Ben” diye bir kitap var. Hah. Hızlıca aksiyon bölümüne doğru ilerleyip, elindeki kitabın üzerine bir Dan Brown çok satanı ekliyor. Dememiş miydim?! Kadınlar.

Üç numara, bilgisayar bölümünde. Kesin iş için burada. Hani şu kariyerim benim her şeyim tiplerinden. Sol elinde yüzük yok, ama 30’larının ortalarında görünüyor. Yani tüm bildiğim, başka amaçları da, az önceki üniversite hocası tipli gibi olabilir.

Dört numara hobi/gezi bölümüne bakınan bir 20’lik. Hayır, zayıf değil canım, kemik torbası. Sol elinde “Nah Bu Kadar” bir taş var. Ya yeni evli ya da nişanlı. Balayı ya da ilk “yıl dönümüsü” için gidilecek bir Avrupa ülkesi arayışında. Canım. Beş sene sonra klübümüze bekleriz.

Beş numara yaşlıca bir kadın. Çocuk kitapları bölümünde. Bilmem kaçıncı torununa kitap arıyor. Ama emin olun, gençten, yakışıklı satış sorumlusu çocuğa ter döktürürken, ambalajın altına bakmaktan da geri kalmıyor. Anladınız siz onu; saçımı süpürge ederim kadınlarından.

Altı ve yedi numara bana en yakın dolayısıyla en tehlikeli tipler. Biri yemek kitapları bölümünde. İmaj aynen şöyle: “Evet, onun kalbine giden yol midesinden geçiyor. Ve midesi hala evinde”. Tabi diğer kısımlarını bilemem fakat ona “kendini daha fazla yıpratma” demek isterdim ama tırnakları biraz fazla uzun. 

Diğeri birkaç bölüm arasında gidip geliyor. Çok satanlar, film müzikleri, araştırma-tarih. Yani mesaj: Akıllıyım, kültürlüyüm, çocuk da yaparım kariyer de. Sadece bu ara biraz mutsuzum. Ve meşgul kalmaya çalışıyorum. Hem güzelim de!

Neyse sonuç olarak ortam temiz Alfa. İlk olarak kendimi dergiler bölümüne atıyorum. Elime ilk geçen üç siyaset dergisini kapıyorum. Toplum ve Bilim, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Siyaset Felsefesi. Bir ninja sessizliğinde hızlıca aradığım bölüme ulaşıyorum. Aksiyon macera. Alacakaranlık serisinin tüm kitaplarını toplayıp, dergilerimin altına saklıyorum. Evet biz kadınlar hiç birşey değilsek, kapitalizmin dönen çarklarıyız. Dört kitap için yedi parçalık alış-veriş yaptım sonuçta. Üstelik diğer üç parça, çok gerek duyduğum şeylerdi, teşekkür ederim.

Doğum günü hediyelerim güvende, hızlıca kasaya yöneliyorum. Işte en utandırıcı bölüm bu. Ama suratımda yılların siyasetçiliğinin getirdiği soğukkanlılık maskesi takılı. Elimdekileri kasiyer çocuğa uzatıyorum. Süper planım hazır, iki taşla bir kuşu kesin vuracağım.

“Lütfen hediye paketi yapar mısınız?” diyorum kitapları uzatırken.

Kasiyer çocuğun yüzünde bilmiş bir sırıtış görür gibi oluyorum. Tanrım kaç kadın aynı cümleyi kullandı acaba? Utanıp zayıflık sergilemiyorum tabiki. Tabiki! 

Ödeyip hediye paketlerimi de aldıktan sonra arkamdan biri sesleniyor.

“Sevilay Hanım...”  

Kalbim ağzıma fırlıyor. Kahretsin herşey süper gidiyor kimse beni tanımıyor derken yakalandım. Hay...

“Kredi kartınızı unuttunuz” diyor arkamdaki ses. Ohhh.

Oh.

Sevilay hanım, sadece x müşteri, Sevilay hanım Z partisinin başkan yardımcısı, 2 çocuk annesi, iki kere boşanmış, 7 seçim atlatmış, 3 numaralı koca arayışında, 48 yaşında hala ergen vampir hikayeleri peşinde koşan, siyasetçi Sevilay Hanım değil.

Zaten burası da kitapçı değil. 

D&R!

Dövmenin Şiiri

Dövmenin Şiiri

Peyk

Peyk