İçerik

Tahtıravalli İle Salıncaklar

Tahtıravalli İle Salıncaklar

 

Sonunda günün en güzel saati geldi. Bütün gün kendimi bilmeden, kıçımdan ter akarak çalışırken düşlediğim en güzel saat. Bir kolumun altında karım, diğerinde kızım, önümde soğuk biram televizyonda Kayıp Balık Nemo. Yani tabi benim ilk tercihim olmazdı çizgi film izlemek ama bugün kızımın seçme günü ve sonuçta onun seçimi Kayıp Balık Nemo. Yine. Vallahi, gözlerimi devirmeden söylüyorum. En azından biram soğuk, bir adamın kendi evinde lüksleri olmalı sonuçta. Hem karım da ayaklarımı sehpaya uzatıyorum diye söylenen cinsten değil. Işte böylece bu saatte benden mutlusu yok. 

 

- “Baba?”

 

“Efendim prenses?”  Hayret normalde filmin bu bölümünde kılı kıpırdamadan konsantre olur bizimki, aklına bir şey takıldı demekki. Yine.

 

“Baba, hani benim sınıf arkadaşım Süeda var ya, bugün okula başında değişik bi şapkayla geldi, tüm saçlarını kapatan. Bence annemin düğümlenmiş fularlarına daha çok benziyordu şapkadan. Saçlarına bu şapkadan takmayanların cehenneme gideceğini söylemiş babası, o da takmış. Adına da türkan dedi bu şapkanın. Cehennem neresi baba?”

 

 

Çocuk soruları her zaman insanı çeşit çeşit şaşkınlık seviyelerine sürüklese de, kızımın hiç bir zaman içtiğim iki damla birayı, burnumdan çıkaracak kabiliyette olduğunu tahmin etmezdim. Benim burnumdan çıkan biraya da karımın “Neeeeeeaa” çığlığı eklendiğinde evimiz birden kayıp balık nemonun sağlayamayacağı bir şaşkınlık, dehşet durumuyla sarsıldı. Ben gerçekten doğru mu anladım diye düşünürken kızımın kelimelerini bir daha geçirdim kafamdan; yedi yaşındaki sınıf arkadaşı Süeda, saçlarını kapatan şapka türkan, şapka-fular ilişkisi ve baba-cehennem öğüdü.

 

Dönüp karıma baktım. Yüzü bir dehşet görüntüsü görmüşçesine bembeyazdı. Hah. Bembeyaz. Diyemedim iyi de Hanım çocuk soruyu bana sordu asıl ben b... Neyse. Bir daha döndüm kızıma baktım. Yüzünde o yaştaki çocukların gözlerindeki masumiyetle birlikte nasıl olsa benim babam herşeyi bilir ve bana anlatır bakışı vardı. Oğlum Devrim, dedim kendi kendime işte şimdi boku yedin. Okudun, okudun onca okullarda, iş hayatında da kıvırdın da; şimdi ne halt edeceksin? Hah. İstersen Dante’den gireyim, paganlıktan çıkayım, siyasi teorilerle kilise çatışmasını anlatayım ya da ne bileyim dinler tarihi, ya da İslam felsefesini anlatayım, anlatayım da evladım sen daha yedi yaşındasın be kuzum diyemedim tabi. Ya keşke çocuklar nerden gelir diye sorsaydın ben de ünlü leylekler hikayesine sığınsaydım evladım, ya da modern tıbba. Ne anlatayım çocuğum sana şimdi ben bu yaşta demek istedim, içimdeki sorumlu, okumuş, modern, demokrat ebeveyn de buna izin vermedi. Hay, ben onun sorumluluk anlayışına zaten. Ee ben şimdi ne halt edeyim diye geçirirken aklımdan, babamın çok küçük yaşlarda bana ve abime öğrettiği en önemli hayat dersi geldi aklıma. “Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır çocuğum.” Sen çok yaşa babam.  

 

“Prenses, ben bi tuvalete gideyim, sorunu da dönüşte cevaplayayım, olur mu?” dedim mecburen. Bizim hatunu da dürterek. Cevap beklemeden ayaklandım tabi. İçimden dedim; kalk kadın kalk, soru bana gelse de sorumluluğun yarısı senin. Mecbur bana yardım etmen lazım, ben tek başıma bu kadar akıllı değilim.

 

Ben tek başıma uzun koridordan, ki belirtmem şart herhalde ilk defa bu koridor gözüme bu kadar uzun görünmüştür, banyonun kapısını ince bir manevrayla geçip yatak odası balkonuna kaçtım. Evet kaçtım. Arkamda da karımın, bebeğim ben sana bir süt hazırlayayım dediğini duydum, az cingöz değil bizimki de. Yavaşça arkamdan süzüldü o da balkona. 

 

“Kızım ben ne diyeceğim şimdi bu çocuğa?” diye sordum umutsuzca. Yemin ediyorum aşık oldum, sevgilim var dese, böyle çaresiz kalmazdım. Ya da okulda altıma kaçırdım falan dese. Ya da ne bileyim sıfır çaktım dese falan. Hindistan’a gidip yoga öğrenmek istiyorum ben dese böyle olmayacaktım valla. Bizim kız bildiğin arkadaşım türban taktı bana da cehennemlik olduğumu söyledi dedi ya; hem de yedi yaşında. Karım bana bakıyor ben ona. Ikimizin gözlerinde de aynı ifade var sanki. Korkuyla karışık dehşet. Şaşkınlıkla karışık panik. Ve keskin bir, biz şimdi ne bok yiyeceğiz bakışı, üstelik sadece soruya cevap anlamında da değil.

 

“Devrim, soruyu bırak. Sadece soru değil mesele. Bu ne demek? Gitme vakti mi geldi ne dersin? Sonra zorluklar içinde kaçmak zorunda kalmayalım Devrim. Daha yedi yaşındalar Devrim inanamıyorum. Yedi. O kızcağız daha aylık döngülerine bile başlamamıştır Devrim.  Türkan adlı şapka taktığını zannediyor Devrim. Kızımızın sınıf arkadaşı. Yedi.”

 

Şimdi, karımın panik yapmaya başladığını ya da kızgınlık seviyesinin oldukça arttığını iki şeyden anlarım ben. Bir; tartışma esnasında gittikçe incelen sesi. İki; adımı oldukça sık tekrarlaması. İkisiyle birden aynı anda karşılaşırsam, sıkça babamın öğüdünü tutarım. Ama şimdi bu balkonda bir başımızayız. İçeride sabırla sorusuna cevap bekleyen, bu arada da çok sevgili nemosu ile baş başa kalan kızımızla. Yani kaçacak pek yer yok. Öncelikle merhaba tanışalım, ben Devrim; altmış sekiz kuşağından solcu bir anne babanın mutlu yuvalarında belirli ideallerle büyütülmüş psikiyatrist çocuğu. Karım İnci, aynı kuşaktan olmasa da solcu, bu yüzden de ordan oraya sürülmüş ama yine de mutlu memur bir ailenin fena sayılmayan bir devlet üniversitesinde ögretim görevlisi çocuğu. Evliliğimiz benzer hayat anlayışları üzerine kurulan, aynı idealleri ve aile görgülerini paylaşan bir sevgi birlikteliği. Çocuğumuz, tek kızımız Lara da elbette bu sevginin, bu yuvanın gerçek hormonsuz meyvesi. Ve şimdi yedi yaşında bana cehennemi, bir de gidiş yollarını soruyor. Yani öyle bir durum ki saçlarım bile bilemiyor şu an beyazlasın mı dökülsün mü. Karıma bakıyorum bir daha. Gözlerinde bir değişik korku var. Hani böyle hayat korkusu gibi değil de sanki annelere özgü birşey. Hani olur ya böyle bazen çocuk birşey söyler ve annesinin gözünden, yüzünden yıllar gider. Öyle bir şey. Yaşlanmak gibi desem, değil de, bir sayfayı kapatır gibi. Değiştirmekten korkar ama yine de karar verir gibi, hani kendi için değil de diğer canı için. Karımın yüzünde bir kere daha görmüştüm bu ifadeyi, hamile kaldığını ilk öğrendiğinde baktığı ve bir daha elini hiç sürmediği o son sigara paketine bakar gibi. Ki kendisi hiç yakmadı o son sigarasını. 

 

Neyse diyorum Devrim, kes geyiği, çocuk bu; öyle çok beklemez. İnanıverir ilk duyduğuna, sen sorusuna cevap vermedin doğru dürüst diye. Anlatmadan, açıklamadan olmaz, korkup kaçmak işte şimdi hiç olmaz. Çocuktan kaçılmaz, sen çağırdın bu dünyaya onu sonuçta, merak ettiği her şeyi anlatmak da sana düşer. Ya da korkmadan yaşamasını sağlamak. Özgür, kendine güvenerek yaşamasını sağlamak. Tam her şeyiyle bir birey gibi, kalbi, aklı, ruhu özgür bir birey gibi. Saçlarını, eteğini ve sevgilisini kendi seçebilecek ve kararlarının arkasında durabilecek bir birey gibi. 

 

Ve elbette karıma bakıyorum bir daha. Çok uzun sessiz kaldım. Nasıl cevap vermeli korkularına? Yani evin erkeği duruyor burda sonuçta, değil mi? Benim ilk işim bu evin bu güvenliğini sağlamak her şekliyle. İyi de ne kadarı benim elimde acaba. Neyse diyorum oğlum Devrim, erkekliğin ilk kuralı kaçmayı bilmekse, ikincisi de korkularını belli etmemektir. Diğer kuralları da eğer gerekirse sonra anlatırım tabi. Şimdi konuyu dağıtmayayım. 

 

İnci tanem çok sessiz, gözlerimin içine bakıyor panikle. Ne diyeyim? Uzanıp elini tutuyorum. Çaktırmayın, bu da annemin bana özel öğretisi. Evladım bir kadını hiç bir şekilde sakinleştiremiyorsan elini tut yanında olduğunu göster yeter derdi. Ah ne değerli öğütler. Bir de keşke şu durumda ne halt edeceğimi öğretselermiş. Bir daha karıma dönüyorum çünkü ilk iş ondan başlıyor; önce onun sakin olup bir süt hazırlaması lazım prensesime.

 

“Her zaman her şeyin üstesinden geldik. Korkma bunu da alt ederiz.” diyorum. Söylediklerime inanamaz gözlerle bakıyor. İçimden hasstır olum, kız inanmadı uydurduklarına diyorum. Haklı. Ben bile inanmadım kendi söylediğime. Karımın beyninde böyle bir ölçüm cihazı var, ben ne zaman boş vaatlerle onun korkularını küçümseyip sallasam, anında görüyor. Kadın radar cihazı gibi bu konuda yemin ederim. Ama bu sefer belliki ucunu bırakmayacak. Ehh, sonuçta onun canından can ilk önce; ben sadece asistan. 

 

“İstersen gideriz, ne zaman istersen. Senden ve prensesimden önemlisi yok benim için şu boktan dünyada.” diyorum. Biraz rahatlıyor yüzü.

“ Yarından itibaren” diyor. “Yarından itibaren araştıralım bizim için en uygun yeri”

 “Tamam” diyip başımı sallıyorum sadece. “Bekler şimdi” diyorum “ben gideyim içeriye”

 “Ne diyeceksin” diye soruyor haklı olarak.

 “Tahtıravalli ve salıncakların farkından bahsedeceğim” diyorum. Gülümsüyor. Bu kadını ben hala ilk günkü gibi, hatta belki çok, çok daha seviyorum. Biliyorum ki o da beni. Hayatımın en doğru tercihi. İnci tanem işte. Korkusunda bile sevgi dolu.

“Ben de seni hala ilk günkü gibi seviyorum merak etme” diyor. “Hatta daha fazla. En akıllı cevabı senin vereceğine hala eminim” diyor. Yemin ediyorum bu kadın aklımı okuyor. Annem de babama böyle miydi acaba? Arada ödüm patlıyor cidden. Valla bu kadının süper güçleri var ve kızımıza da geçecek; ya o da anlarsa arada az buçuk cevaplar verdiğimi? Oğlum Devrim diyorum kendime, sen zaten iki kadınla yarışamazsın, şaka mı yapıyorsun. Kendini kandırma boş yere. Dürüst ol, olabildiğince. 

 

Salona dönüyorum kuzumun yanına. Aynı yere oturuyorum. Sütünü ısıtıyormuş annen, öyle dedi geçerken diyorum. Hhııhıı gibi bir cevap veriyor.

 

“ Prensesim, hani sorduğun soru vardı ya” diyorum “Arkadaşın ve şapkası Türkanla ilgili? Onlar biraz bizim parktaki salıncak ve tahtıravalli farkı gibi. Cehennem ve trambolinler arasında..”

 

“Öff baba, lütfen filmimin sonunu bozma. Sorularınla sonra ilgilenirim. Bişi izliyorum şurda” diyor. Sorularım diyip sırıtıyorum içimden. Kimin, ne sorusu diye sormuyorum tabiki. Ya da yaptığım paniği falan hatırlamıyorum. Gevrek gevrek de sırıtmıyorum; cidden. Babamın ne kadar haklı olduğunu, bu taktiğin her kadın cinsinde işlediğini falan da düşünmüyorum. Nemonun sonunu tekrar izliyoruz, Lara yavaştan uyurken mışıl mışıl. İçim cidden ohhh demiyor gecenin sonunda; ebeveynler bir çocuklar sıfır falan da. Bu işin bir de yarını var...

Pierre Giderken

Pierre Giderken

Jüpiter

Jüpiter