İçerik

Örse

Örse

Bir an önce kalksın istiyordu şu otobüs. Bu şehirden, bu içinde fırtınalar koparan anıyı da ait olduğu yerde bırakarak gitmek istiyordu. Bir an önce. Otobüsün kapıları açılır açılmaz içeri attı kendini. Son biletlerden birini almıştı. Umduğu kadar şanslıysa eğer, kimse oturmayacaktı yanına. Arkalara doğru ilerlerken şöyle bir göz gezdirdi çevresine. Boştu henüz kolktuklar. Kolayca buldu kendi koltuğunu. Otuz üç numara cam kenarı. Gölgedeydi neyse ki. Oturur oturmaz derin bir oh çekti. Sonunda gidiyordu gerçekten. Dönüyordu tanıdık rahatlığına. Cama çevirdi kafasını, otobüs hareket ediyor mu diye kontrol etmek için.

 

Tam o anda karşılaştı kendi gözleriyle. Midesine oturan ağırlık kalkmış, ete kemiğe bürünmüş, tam gözlerinin içine bakıyordu. Yavaşça şekillendi önündeki yüz. Ağzı kıpırdadı. Sesi, gözlerinin arkasında yankılandı.

 

“Ne bu acele?” diye sordu yansıma.

 

“Ben...” dedi durdu, derin bir nefes aldıktan sonra “Dönmem gerek” diye ekledi. 

 

Camdaki görüntü şöyle bir süzdü baştan aşağıya. Çırılçıplak hissetti kendini Athro.

 

“Neden?” dedi görüntü. “Hayatının en mutlu günleri değil miydi şu son bir kaç gün?”

 

Hayır diyemedi. Onaylayamadı da. Bir şey düğümlendi boğazına, gözleri yanar gibi oldu. Bilmem kaç bin kere duyduğu sözler çınladı aklında. Erkek adam ağlamaz. Onca yaşanandan sonra hakkı var mıydı bu sözlere diye düşünmeden edemedi.

 

“Saçmala” dedi camdaki görüntü. “Herkes ağlar, duyguları ruhundan taştığında.”

 

“Bu mu yani sorun?” diye sordu sordu camdaki görüntüye. “Duygularım sığmıyor mu artık içime?”

 

“Hayır” diye cevapladı yansıma gözlerinin içine baka baka. “Sadece üzgünsün, oldukça üzgün.” 

“Ama üzgün olmak için bir sebebim yok ki” diye karşı çıkma ihtiyacı hissetti görüntünün yüzüne. “Evime dönüyorum, hep ait olduğum yere.” 

 

“Kimi kandırmaya çalışıyorsun bilmiyorum” diye cevapladı yansıma. “Kendini mi, beni mi.”

 

Cevabı yoktu Athro’nun. Ya da daha doğrusu kabul edilebilir bir cevabı. İlk kez kaçırdı gözlerini yansımadan, hem otobüs kalkmış mı diye kontrol etmek için hem de bu zalim sorudan kaçmak için. Bu arada otobüs çoktan otoyola çıkmıştı bile. Nasıl fark etmemişti daha önce anlamadı. Hızla akan yola bakarken, keşke daha hızlı gitse şu otobüs diye diledi içinden. Ne kadar uzak, o kadar iyi. Derin bir nefes almak istedi, bir acı saplandı kaburgalarının arasına.

 

“O hissettiğin acı var ya” dedi yansıma “bundan sonra her nefesinde seninle olacak. Çünkü sen ne kadar red edersen et, geri dönmüyorsun, kaçıyorsun ve kaçanlar hep bir bedel öder.”

 

Duymak istemiyordu yansımanın söylediklerini ya da dinleyip üzerine düşünmek. Bir bedel ödemek istemiyordu ya da bu anıyı/acıyı ne dersen artık üzerinde taşımak. Otobüsün ilerlediği her kilometrede geride bırakıyordu yaşananları. Mesela o gözlerinin içiyle gülen, sıcacık ve samimi yeşil gözleri, gittikçe hatırlamayacaktı. Ya da ilk defa birinin ellerinde hissettiği güven duygusunu. Mesela en önce ait olma duygusunu unutmak istiyordu. O iliklerinde bile hissettiği, tam oraya; o sarılışın içine ait olduğunu ilk önce unutmak istiyordu. O gün batımında içtiği rakının şeker gibi tadını unutmak istiyordu sonra. Sonuçta rakı hep aynı tatta olacaktı. Değil mi? Ya da kendi kahkahasının kendi kulaklarındaki sesini unutmak istiyordu bir an önce. Yabancıydı o ses.

 

Yansıma gene araya girdi 

 

“Daha önce hiç sadece çok mutlu olduğundan; kahkaha atmadığın için olabilir mi?” dedi. 

 

Hırsla döndü cama.

 

“Hayır” dedi. “Kesinlikle ondan değil! ”

 

Ondan değil diye tekrarladı kendi kendine. Mesela hissettiği umursamazlık duygusundan da değildi. Kimin ne düşündüğünü umursamadan geçirdiği bir kaç özgür gün yüzünden kesinlikle değildi. Emindi. Ya da aynada kendi gözüne bile iyi göründüğünden de değildi. Gözlerinin parlamasından hiç değildi. Arka arkaya kaybettiği oyunlara gülümseyebilmesinden de değildi. Ona kaybetmeyi sevmesinden hiç değildi. Bu şehir şeytanlarla dolu dedi içinden. Işte bu yüzden, bu şehir ve bu şehrin deniz kokan şeytanları yüzünden. 

 

“Sen ne zaman bu örümcek beyinlilerden birine dönüştün?” diye sordu yansıma. “Bir zamanlar gurur duyardın açık fikirli olmaktan. Ne zaman bu korkağa dönüştün sen?” diye ekledi. 

 

“Hayır” dedi. “Korkmuyorum, sadece bunları yaşayan ben değildim. Ben öyle değilim. Ben...”

 

“N’oldu?” dedi yansıma. “Sen değil miydin, herkese arka çıkan; ne isterse yapabileceğini söyleyen. Sen değil miydin hayallerin peşinden gitmek gerektiğini öğütleyen. Anlaşılan bu öğütlerin hiç birine konu kendin olunca inanmıyorsun”

 

Yine karşı çıkmak istedi yansımaya. İnanıyorum demek istedi, tabi ki inanıyorum. Sadece ben öyle değilim. Diyemedi. Gene kaçırdı gözlerini. Çevresine bakındı bir yardım eli arar gibi. Otobüsün bomboş ve hareket etmediğini fark ettiğinde panikledi. Yoksa hiç İzmir’deki otogardan kalkmamışlar mıydı? Ayağa fırladı ne olduğunu anlamak için, otobüsün merdivenlerinde muavini gördü.

 

“Moladayız” dedi muavin. “Uyuyordunuz sizi rahatsız etmek istemedim.”

 

“İyi yapmışsınız” dedi Athro biraz rahatlayarak. “Oldukça yorgunum.” 

 

“Bu arada biletinizi kontrol edememiştim, ama sizi alırken gördüğüm için rahatsız etmedim, şimdi görebilir miyim?” diye sordu muavin.

 

Cebinden çıkarıp uzattı biletini. Tereddüt etti elleri bir ara, vermek istemiyordu; sanki gidişinin bu kanıtı elinden alınırsa, dönemeyecekti evine. Ama muavin bir yerlere bir şeyler yazıp geri uzattı. Derin bir nefes aldı bileti geri alınca, ama ekşitti yüzünü kaburgalarındaki acı geri döndüğünde. İşte dedi kendine; dönüş biletin bedava değil. 

 

Dönüp oturdu koltuğuna, aşağı inmek istemedi canı. Yemek fikri bile midesinin ağzına gelmesine yetti. Yolun neresinde olduklarını bile sormadı. Gidiyorlardı ya, uzaklaşıyorlardı ya; yeterdi.

 

Camda karşıladı yansıması. 

 

“Bir an cesaretini topladın da, indin otobüsten sandım” dedi.

 

“Rahat bırak beni” diye kızdı yansımaya.  

 

“Ben değilim seni rahatsız eden” dedi yansıma “Kendi kararların. Insan herşeyden kaçıyor da kendinden ve kendi kararlarından kaçamıyor” diye ekledi. “Aşk her yerde, her zamanda, her dinde, her bedende hep aynı aşk. Sınırların sadece senin, aşkın değil, aşka dair değil. Sadece yolun sonuna gelmeden bilesin istedim.”

 

Yansıma bir anda kayboldu gözünün önünden. Hem şaşırdı Athro, hem de daha bir yalnız hissetti kendi. Gözlerimi kapasam diye geçirdi içinden, şu gözlerimi bir kapasam...

 

Bir anons sesine uyandı. Çevresine bakındı Athro, tanıdık göründü ortalık. Sonunda ulaşmıştı evine. Yurduna, yuvasına, Mardin’ine gelebilmişti sonunda. Bir derin nefes aldı otobüsün son merdiveninden inerken, gene acıdı kaburgaları...

 

-------------------------o----------------------------

 

Athro öylece unuturum sandı;

Denedi, 

Gözü arkada kaldı.

Ölürken bile itiraf edemedi.

Kalbi, aklı, ruhu;

İzmir’de o genç adamda 

Kalıvermişti.

Neyse ki vasiyetinde yazmıştı külleri İzmir’e dökülsün diye...

Galebe

Galebe

Garın Dili

Garın Dili