İçerik

Pierre Giderken

Pierre Giderken

 

Hayat bazen çok... Bilmiyorum adına ne demeli, dikenlerle dolu bir sevgi gösterisi?

Aynı taksinin, aynı tarafındaki koltukta oturuyorum şimdi, kardeşimin o sabah hastaneye giderken bindiği.

Sözünü neden dinledim bilmiyorum; keşke... Üzgünüm çünkü yanlız yürüdü o kendi sonuna. Ben orada olmalıydım, o ne derse desin. Hiçbir şey yapmasam elini tutmalıydım. O eski, iki yıldır çalışmayan asansör bile çalışmıştı onun için o sabah. Ben çalışmadım. Güneş bile göz kırptı yolu boyunca. Ben sadece arkasından baktım, kapıyı kapatmadan önce. Bir de pencereden biraz.

Gözyaşlarımı fark eden taksici arkasına dönüp sordu:

“Dün de buradan bir kişi arabama binip aynı hastaneye gitmek istemişti. Göstericiler yüzünden tüm yollar kapalıydı, biz...” 

Sözünü bitirmeden “Kardeşimdi” diyebildim. Yetişselerdi bir umudu olabilirdi, bugün burda olabilirdi.

“Çok üzgünüm” dedi. “Belki daha hızlı gitseydim, belki kahrolası göstericiler olmasaydı...” sonunu getiremedi cümlenin. Gerek de yoktu zaten.

Tam hastaneye yaklaşırken “Son sözlerini size tekrarlamamı ister misiniz?” diye sordu.

Nasıl istemem diyemedim. Sadece bir kaç damla daha yaş aktı gözümden.

“Burası Paris. Hayatından memnun tek kişi bulmazsın. Şikayet etmeye bayılır insanlar. Ellerindeki nimetin kıymetini bilmiyorlar. Yürüyorlar, nefes alıyorlar, koşuyorlar, tartışıyorlar, geç kalıyorlar. Ellerindeki nimetin kıymetini bilmiyorlar. Böyle olmanın, dertsiz, tasasız, Paris’te olmanın kıymetini”*

Sonra ekledi taksici, “hatırlıyorum çünkü kardeşiniz haklıydı, ben de tam olarak bunu yapıyordum.”

Tam kardeşimin söyleyeceği birşeydi bu. Tam onun gibi bir cümle. Bir damla daha aktı gözümden.

“Çok teşekkür ederim” diyip indim taksiden. Başka ne diyebilirdimki zaten. O buz gibi hastane koridorlarında morgu ararken karar verdim. Bu şehre, bu dünyaya ve bize son vedasını ona uygun şekilde yapacaktım.

Küllerini almaya gittiğim ertesi gün, herşey hazırdı.

Öğleden sonra saat üçte parkta buluştuk. Tam havuzun önünde. Annem, babam, çocuklar, onun hastayken hiç yanında olmayan tüm dansçı arkadaşları, benim bencil iş arkadaşlarım, hatta karşı penceredeki kızı bile davet ettim. Ve gıcık alt komşumuzu. Haber verdiğimde ne dediği hala kulaklarımı tırmalıyor, ne hakkı varmış kardeşimin o dururken ölmeye; zaten hiç spor yapmıyormuş. İnsanlar bir garip. Ama o bile gelmiş işte, burada. Çağırdığım herkes gelmiş. Fırında çalışan kızı bile gördüm sanırım. Görse gurur duyardı.

Onun dans etmeyi en sevdiği şarkıları toplayıp, elimdeki müzik çaların sesini sonuna kadar açtım. Bir dansçı konvoyu. İşte ona yakışan veda ancak bu olurdu. 

Biz, en önde ben, ellerimde küllerle dans ederek park boyunca, senin gidişini değil, var oluşunu kutlayan bir koca kalabalık veda partisinde. Hatta bir Noel Baba bile var konvoyumuzda. Sonradan oğluma anlatacağım, onun dayısından oğluma özel bir hediye olduğunu. Pazar esnafı da burda, aralarında jonglörlük yapan bile var portakallarla. Ve hep birlikte Eyfel’in en tepesine çıktığımızda, annemle babama verdim küllerini; tüm şehre ulaşacak şekilde savursunlar diye. Çünkü iki şeye aşıktı kardeşim; dansa ve Paris’e. Hazırladığım albümdeki son; en çok sevdiği şarkı bitmeden;  tüm Paris üzerinde havada özgürce dans ederken Pierre, içimden “Ve yarın gene kimse kıymetini bilmeyecek haklısın” diyerek veda ettim.

 

  

 

 

 

 

 

 

 

 

* Paris filmi üzerinde yapılmış deneysel bir çalışmadır. Film ile ilgili bilgilere buradan (http://www.imdb.com/title/tt0869994/) ulaşabilirsiniz. Paragraf filmden alınmıştır.

 

Güney Cadısı

Güney Cadısı

Tahtıravalli İle Salıncaklar

Tahtıravalli İle Salıncaklar