İçerik

Peyk

Peyk

Mavi. Her şey mavi olsun istiyordu. Şu oturduğu koltuk. Yemek yediği masa. Tuttuğu çatal, bıçak. Hepsi tümden mavi olsun istiyordu.

Bir telaş çıktı evden, atladı arabasına ki dikkatinizi çekerim o da maviydi. En yakın yapı markete attı kendini. Uzun uzun baktı kataloglara. En güzel maviyi aradı. En sonunda bulur gibi oldu. Aldı. Fırçalar arasından da mavi olanları seçti. Fakat ruloda mavi bulamayınca onsuz yapmaya karar verdi. Kasada öderken mavi kartını seçti.

Masmavi bir denizin kenarında tanışmışlardı. İlk görüşte aşk değildi. Zaten inanmazdı buna. Ama belki ilk görüşte delice eğlence diyebilirdi. Daha önce hiç o kadar gülmemişti. Çocukluğunda bile o günlerdeki kadar oyun oynamamıştı. Acıkıp, doymamış; susayıp kana kana içmemişti. Bisiklete binmenin özgürlüğünü anlamamıştı. Ya da düştüğünde kanayan dizlerinin nasıl acımadığını. Düştüğün yerden kalkmanın bu kadar kolay olduğunu da hiç bilmiyordu önceden. Hayat su gibi geliyordu o günlerde. Sıcağa inat içini ferahlatan, ruhunu temizleyen, ayaklarını hiç çıkarmak istemediği, parmak uçlarını buruşturmayan berrak mis gibi bir su.

O günlerde sorsalar, kelebeklerin yuvası benim midem derdi. Her gün orada şevkle büyütüyorum onları diye de eklerdi. Sabahları mesela özleyerek uyanıyordu yanındakini. İnsan uykusunda özler mi hiç. Uyku uyumasın, gözleri hiç kapanmasın istiyordu. O zaman öğrendi ilk konuşarak uykuya dalmayı ya da gözlerin kalbe yenik düştüğünü.

Günlerce boya yaptı, elinde tek bir mavi fırçayla. Önce duvarları boyadı, sonra dolapları, sonra masayı. Bir ara yerleri de boyasam diye düşündü. Olmadı. Yer boya tutmadı.

Öyle olunca gitti yerlere de yeni mavi parkeler aldı. Onlar döşendikten sonra tam şimdi oldu diyecekti ki...

Elinde mavi çiçeklerle gelmişti bir gün. Mavi yasemin demişti. Gördüğü en güzel çiçekler olduğunu anladığında fark etti aşk ne demek. Tam gözlerinin içine baktı teşekkür ederken. O günlerde bir kelime bir sürü ve güzel manaya geliyordu. Yeterince anlatıyordu bir teşekkür herşeyi. Sulu sepken sevgilere gerek kalmıyordu. Güneş mesela seni seviyorumu anlatabiliyordu. Ya da acıktım demek. Şapka mesela başına güneş geçmesin diye değil, ben daha çok demek için takılıyordu. İlk defa o zaman mumları üflerken dilek tutmamıştı. Gerek yoktu.

Buzdolabını fark etti. Beyazdı o. Aradı, taradı ama bir türlü mavi buzdolabı bulamadı. Boyanmadı da. O beyaz kaldı. 

Zaten şair demişti; “ Sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevecek değil ya...” 

İşte bazen insan maviye tek başına düşüyordu.

Zaten

Zaten

Üç Nokta

Üç Nokta