İçerik

Lahza ile Mey

Lahza ile Mey

Raylara bakıyordu. Çakıl taşları ile doluydu; bir de elektrik. Uyarıyordu tabela inmeyiniz diye. Sağına baktı, tren yoktu henüz görünürde.

 

İnsan işte herşeyi bekliyordu bu hayatta. Güneşin doğmasını, akşam olmasını, hafta sonunu, trenleri. Zamanı da beklemek böyle hızlı akıtıyordu heralde. Ya da neyi beklediğinize göre akmaya karar veriyordu zaman. Mesaiyi beklerken yavaş, sabah kalk alarmı için hızlı gidiyordu. 

 

Bir kadeh şahane pembe şarabınız varken de hızlı akıyordu sanırım. Şarapla zaman iyi anlaşıyordu belli ki. Ben mesela zamanı, şaraba katıp içmeyi tercih ediyordum; kum saatine koymak yerine.

 

Ve buradan biliyordum seninle hiç olmayacağımızı. Sen peynire ve doyma duygusuna bağlıydın. Rüzgarın kadehteki fısıltısını duymayanlardandın. Zamanın sesini tanımıyordun. Ya da bana öyle geliyordu. Fakat açıktı başka kadehlerin şerefelerine ait olduğumuz. Sorun da değildi bu üstelik. Yırtık bir zaman diliminin yırtık bir parçası olabilirdin. Uygun da olurdu sanırım. Yeter ki insan kum saati bittiğinde çevirmeyi unutmasa. Gerçi unutsa da sorun değildi bir açıdan. Kadehteki şarap bitiyordu ve bazen şişedeki de.

 

Gün doğuyordu, kalk alarmı her zaman çalıyordu inatla.

 

Ve trenler de geliyordu. Bazen, eğer çok şanslıysan, senin durağında iniyordu aşk, sen hiç beklemezken. İşte asıl o an, zaman seninle dost olmaya başlıyordu. Aynı trenler gibi...

Sadme

Sadme

Dövmenin Şiiri

Dövmenin Şiiri