İçerik

Palto

Palto

   

O eskiciden aldığım palto vardı ya; onu bugün yaktım sonunda. Biliyorum yaramaz işine kimsenin bundan sonra. Oh, alevlere yaradı. Yalayıp yuttular koca paltoyu. Geriye bir tek külleri kaldı. Onları da şimdi atıvereceğim çöpe. Aman geri dönüşüme falan gitmesin de, gerisi önemli değil.

 

    Her halde en dibe vurduğum zamanlardı. Terk edilmiştim. Anneciğimi kaptırmıştım o amansız merete. Cebimde param vardı bir tek. Bir de onun yüzünden çevremde dolanan akbabalar. Bir tane adam gibi dostum yoktu. Kardeşim, ablam, kuzenim kimsem yoktu. Babam kendi kaybıyla başa çıkmaya çalışıyordu. Beni unutmamıştı da; gözü o boşalan koltuktan başkasını göremiyordu. O kahpeye güveniyordu bana omuz olur diye. Söylememiştim ki beni... Neyse işte, öyle çok kimsesizdim o zamanlar. 

 

    Hani böyle filmlerde falan olur, renkler sepyaya döner sonbahar gelince. Benim de öyleydi. Sabah kahverengi gün ışığına kalkıyordum. Yastıklarım annemin eski, kendi anneannesinden kalma dantellerin rengine bürünmüştü. Dünya solmuştu tamam da; her geçen gün o kahverengiler, griye dönüyordu. 

 

    O zamanlar beni en sık bizim sokağın tekelcisi Mehmet abi görüyordu. Mesela onun yüzü bile, hala sarı-siyahtır aklımda. Görüyordu dediysem; içki almak için daha uzağa gitmeye halim olmadığından.

 

    Ben şimdi sıkınıtılı adamım, annem önemsemeyi öğretti bana üzerime her giydiğimi. Sokağa çıkarken özeni cebinde taşımak gerektiğini. Yani o kolasız gömlek yakaları var ya; bana ceza sebebiydi. Ya da ütüsü bozulmuş pantolonlar. Sevmezdi öyle benim anacığım. Şöyle bir bakardı tersinden. Yeterdi zaten hepimize. İşte soruna gel şimdi. Ben ne giyeceğim bu cenazeye. İşte o lanet gün gidip aldım, o lanet yırtık pırtık paltoyu. İnadımdan. Beni bırakıp gitti ya bir başıma... Özenli giyinmeyeceğim işte. Gel de düzelt. 

 

    Tabi kafa sıkıntılı. Baksana hala gelip düzeltsin peşindeyim. İnsan bırakamıyor en sevdiklerini. Zaten o hastalığında ben...neyse. Ağız bozmak yok. İşte bir giydim o paltoyu cenazede; üzerimden çıkarabilmem üç buçuk senemi aldı. İlk aylar gece bile onunla yattım. Gelir, kızar, söküp çıkarıverir üzerimden; ben de bir sıcaklık duyarım belki diye. 

 

    Dedim ya baya dibe vurmuştum diye, neyse ben üstümde aynı paltoyla bir kaç kere gitmişim Mehmet abiye. Adam çakal tabi, şimdiki kapitalist, piarcılara on basacak kadar iyi biliyor müşterisini. Beni geri yolladı eve, git ben sana göndereceğim isteklerini diye. Ben ne bileyim, yarım saat sonra bir kadın kapıda, elinde içkilerle. Dalıverdi içeri. Mehmet abi yasakladı bu gece yalnız içmeni diyerek. Bazı meslekler gerçekten müşteri odaklı. Ben cenazeden sonra ilk o gece ağladım. En çok da bu yakınlığın geldiği yere ağladım; anam görmedi de Mehmet abi gördü diye. 

 

    Neyse ben bir kaç kere daha yakalandım Mehmet abiye o paltoyla. Ki o zaman artık utanıyorum da yakalanmaktan. Üst üste iki palto giyiyordum kimse görmesin diye. Ama bazıları yine de görüyor işte. Bu sefer babamı aramış çakal. Tabi şimdi anca aklıma geliyor sormak; kim bilir adam ne halde o zaman. Neyse. Kapı çaldı, babam. Bir de rezilliğe bak; kahpe mevsim yaza dönmüş, ben klima altında bir don, bir paltoyla oturuyorum. Girdi içeri seninki, direkt gidip iki bardak kaptı. “neredeydi senin şu taşların” diye sordu ilk. Sevmez viskisi sulansın, illa o özel taşları olacak onları atacak içine, sadece onları. Ben ilk evime çıktığımda, bana ev hediyesi almıştı bunları. Viski taşları önemli, buzluğunda tut bunları diyerek. Bir iki fırçadan sonra öğrendim, buzlukta tutmayı. Seslendim her zamanki gibi buzlukta diye, o kısmı sallamadı. Geldi salona, suratındaki o onaylamaz ifade ile; “bir tek bu mu var?” dedi; elindeki viski şişesini beğenmeyerek. Ben de işte; içim hep babaya karşı isyankar piç modeli; “dolapta bir de bira var” dedim. İyice ekşitti suratını. Ama ilk defa şaşırttı beni. Viskiyi salonda bırakıp, iki bira getirdi.  Birini bana atarken; “eee nedir bu paltonun olayı?” diye dangur dungur sordu.  Net adamdır benim babam, sevmez boşa harcanan kelimeleri de, zamanı da. Beni de bilir; hazırım eveleyip gevelemeye, pat diye sadede gelir.

 

    “Bekliyorum” dedim, “gelip kızarsa çıkaracağım.”  Biliyor pislik olsun diye, öyle söylediğimi. Boğazımdaki düğümü biliyor. Anlatamadıklarımı biliyor. Ah, çok da zeki adamdır, anamı da öyle tavlamış zaten. “biraz sen çıkar da, ben giyip bekleyeyim, belki daha çabuk gelir o zaman” dedi. Boynum kıldan ince, çıkardım tabi. Üstelik adam haklı da; ona daha çok kızar, bana o kadar kızmaz anacığım. İşte vesselam, ilk öyle çıkardım paltoyu üzerimden. Ben çıkardım, babam giydi. Açtı klimayı en soğuğuna, birasını bitirdi; “fena değilmiş, gene içelim bir ara” dedi. Ve kıçını dönüp salondaki koltukta yastığa sarılıp uyudu. Bak kaç yıllık babam, bilmezdim onun da yastıklara sarılma ihtiyacını. Nasıl çıplağım o gün, gidip uyandırıp; hatta uyandırmadan çekip alıvereceğim paltoyu üzerinden, o derece. Üç gün gitmedi babam. Vermedi de paltoyu hain. Dedim ya zeki adamdır. Sonra sabah bir kalktım, gitmiş. Kapıya da not yapıştırmış; “bana da kızıp gelmedi” diye. İlk dönüm noktası buydu sanırım, sonra hep geldi babam, geldikçe de aldı benden paltoyu. 

 

    Sonra en son geçen geldiğinde, elinde bir tomar albümle geldi. Döktük salonun ortasına, ben biliyorum hepsini ama başka bir dille anlattı bana bu sefer. Anne baba değil de; iki insan, iki aşık insan gibi. Bir resim var mesela, sorarmışım küçükken de; annemin suratı niye böyle şaşkın diye. Meğer bizim yaşlı serseri elliyormuş benim rahibe Teresa annemi o anda. Yok ağlamadım da; gülerken yaşlar kaçtı gözümden diyelim. Evet artık gülebiliyorum da. Mehmet abinin de payı az değil tabi. Ilk fahişe denemesinden çıkan sonuçla, artık sadece sandviçlerimin içine acı biber falan koyuyor. Ya da biramı baya şampanyaya çevirip teslim ediyor. Tabi iki üç gün görüşemezsek gelen annevari çorbaları saymıyorum. Eşinden onlar. Kızı getiriyor. Hayran olduğum o duru, pırıl pırıl kızı.

 

    Neyse bugün bayağıdır ilk defa bir partiye katıldım. Öyle şaşaasız, öyle muhteşem. Babam, Mehmet abi, çorbaların kraliçesi, bir resim çerçevesi büyükçe, o duru mis çocuk, ben ve paltom. Önce balık tuttuk boğazda, sonra yaktık varili acıkınca. Duru verdi; hepsi birleşip bana yeni bir palto almışlar. Yine eskiciden ama yeni. “Hadi” dedi Mehmet abi. “Canım oğlum” dedi karısı. “Hadi rüzgara bırakalım, sonra da denize dökeriz küllerini; en sevdiği yere gider belki” dedi babam. Duru şöyle bir dönüp baktı. Ben paltoyu çıkarıp, yaktım.

 

	Gönlümün Ucundan Düş..

Gönlümün Ucundan Düş..

Nota

Nota