İçerik

Nota

Nota

 

Hep biliyordu olmayacağını da, bu seferkinde birşey vardı. Nedendi, nasıldı, kimin isteği ya da isteksizliği ileydi bilmiyordu. Gerekte yoktu, inancı kıyıda kalmıştı. Kuma gömülmüş sigara izmaritleri gibi. Tek sıkıntısı; inanmaz gibi yapmıştı da, böbrekleri inanmıştı. Ojeleri de. Hatta bıyıkları bile inanmıştı neredeyse. Bir kalbi yan çiziyor gibiydi, o da bırakın, çiziversindi gariban. 

 

Yok, eli gidip yazmayacaktı.

 

Aklı çığlıklar atsa da; egosu oturuvermişti sesinin üzerine. Hah, melek kanatları demişti egosu, azotu vuruverdim mi yüzüne...

 

Sonra şarap tıpası gelmişti ardından. Herkes ne bokuna anlatırdı şaraba derdini, anlamazdı. Sonuçta şarap içilir, geriye tıpa kalırdı. O, toplayıp biriktirdiği tıpalardan ve kapaklardan yapacaktı mezar taşını kararlıydı. Ve üzerine hiç dinlemediği o müziğin notalarını yazdıracaktı.

 

Çok aşık olup, aldatacaktı hatta unutuverecekti herkesi günün birinde, tüm planı buydu şimdilik. Kalp kıracaktı mesela disko müziklerinde. Reddedecekti, kim bilir kimleri. Belki kafir, gavur bulacaktı, şöyle ağzının tadıyla. Hayat gibi bulacaktı kimilerini, tükürüp atacaktı ya da çiğneyip. Birileri kem iken, diğerleri şehla, öbürleri a'mâ olacaktı sol lobunda.

 

Deniz fenerleri yerine karanlıkları yön seçecekti kendine bu sefer. En karanlık, en yer çekimsiz noktaları arayacaktı. Çünkü aşk, en çok orada zayıftı. Ve topuklarıyla eziverecekti o zayıflığı. Dünyanın merkezine de inse, yansa, tutuşsa, yok olsa da; zincirleri elinden bırakmayacaktı. Gözyaşı ile soğutacaktı gerekirse yada evi sayacaktı cenneti veya cehennemi, fark etmezdi müzik yoksa. Bir kıçıkırık huriye vermeyecekti sefasını. Yerleri de yurtları da, elmayı da sevmeyecekti. Yasak meyveyi yiyecekti canı her istediğinde, hatta çekirdeklerinden tohumlar yapacaktı ekmek üzere. Dünyanın hak ettiği buydu daha çok yasak meyveli hayat ağacı. Hangisini bırakırsın ardında diye sorsalar, cevabı hepsi olacaktı bu sefer. Ideayı, reel uçurumunun tek köprüsünü ve onun soldan az kuzeyinde yer alan dünyayı. Hepsini ardında bırakacak kadar serseri olacaktı bu sefer. 

 

Haydi gel; yeniden oynayalım diyeni de reddedecekti bu defa. Oyun oynamayı mızıkçılara bırakacaktı.

 

Hep olmayacağını biliyordu da, bu sefer parmakları inanır gibi olmuştu. Lanet olsundu o umuda. Bir daha düşmeyecekti bu sefil duyguya. Asla. 

 

Yok, o en iyi öyküyü, yaşamı, eli gidip yazmayacaktı. 

Başkası doğsundu...

 

 

 

Palto

Palto

1854

1854